İbrahim Tatlıses kimdir

Ocak 22nd, 2012 § 0 comments § permalink

Türkiye’nin en ünlü şarkıcısı İbrahim Tatlıses, 1 Ocak 1952 yılında Urfa’da dünyaya geldi. Kalabalık ve yoksul bir ailenin çocuğuydu. Küçük yaşlarda çalışmaya başladı. İnşaatlarda soğuk demir ustalığı yaptı. Adanalı bir sinemacının, inşaatta türkü söylerken onu fark etmesiyle Tatlıses’in büyük yolculuğu başlamış oldu. Önce Adana’da ardından Ankara’da çeşitli gazinolarda sahneye çıktı. Sesinin güzelliği ve güçlülüğü şöhretini kulaktan kulağa yaydı. Yetmişli yılların ortalarına doğru artık İstanbul’a gelmişti.

1977 yılında çıkardığı “Ayağında Kundura” adlı kırkbeşlik plakla tüm Türkiye’ye sesini duyurdu. Ardından “Sabuha”, “Dom Dom Kurşunu”, “Bir Mumdur” gibi türküleriyle kendine geniş bir hayran kitlesi yarattı. Seksenli yıllarda tüm Avrupa ve Ortadoğu ülkeleri de İbrahim Tatlıses ile tanıştı. Bu yıllarda çıkardığı “Allah Allah”, “Kara Zindan”, “İnsanlar” ve “Fosforlu Cevriyem” gibi albümlerinin satışı milyonları aştı.

İbrahim Tatlıses, 90′lara da hızlı girdi. Önce “Ah Keşkem” adlı albümüyle çıktı hayranlarının karşısına. Ardından da 1993 yılında birçok bestecinin katkıda bulunduğu “Mega Aşk” albümünü çıkardı. » Read the rest of this entry «

Google Arama:

Tarkan Tevetoğlu kimdir

Aralık 14th, 2011 § 0 comments § permalink

1992 yılında “Kıl Oldum Abi” adlı parçasıyla büyük bir çıkış yakalayan Tarkan, “Şımarık” ve “Şıkıdım” gibi parçalarıyla Avrupa’da müzik listelerine girmeyi başarmış, ardından çıkardığı İngilizce albüm “Come Closer”ın başarısı ile Türkiye ile sınırlı kalmayacağını göstermiştir.

Tarkan Tevetoğlu, 17 Ekim 1972‘de aslen Rizeli olan bir aileden Almanya‘nın Frankfurt yakınlarından bulunan Alzey kasabasında doğdu. İlköğretimi Almanya’da tamamladıktan sonra 15 yaşında ike ilesi ile birlikte Türkiye’ye döndü. Babası Ali Tevetoğlu’nun oğlunda gördüğü müzik yeteneği ile 13 yaşındayken Klasik Türk Müziği eğitimi almaya başladı. Eğitimini Karamürsel’de devam eden sanatçı 1990 yılında Karamürsel Lisesi’nden mezun oldu.

Müzik eğitimi için İstanbul’a gittikten sonra 1990 ile 1992 yılları arasında Üsküdar Musiki Cemiyeti’ne devam etti. 1993 yılında prodüktör Mehmet Söğütoğlu ile tanışmasının ardından İstanbul Plak ile anlaşma yaptı. İlk albümü “Yine Sensiz“ 1992yılında piyasaya çıktı. Albümün çıkış şarkısı “Kıl Oldum Abi” ile kısa sürede büyük bir çıkış yakaladı. Albüm 900 bin adet satıldı ve Tarkan bir anda tüm televizyonların ve magazinin kilit noktası haline geldi.

Ardından 1994 yılında çıkardığı “Aa Acayipsin” adlı albümde Sezen Aksu ile çalışan Tarkan, daha ikinci albümü ile Türk Pop Müzik camiasının en önemli isimlerinden biri haline geldi. Bu albümden sonra Türkiye ve dünya turuna çıkan sanatçı, Türkiye ve Avrupa’da 24 konser verdi. Bu konserlerin 25′i, ulusal çapta gerçekleştirilen en büyük sponsorlu turne kapsamında, Tarkan’ı Türkiye’nin farklı illerinde yaklaşık 10 bin seyirci ile buluşturan stadyum konserleriydi. Sanatçının kariyerindeki en büyük dönüm noktalarından olan albüm 2,5 milyona yakın satıldı. Avrupa’da da 950 bin rakamına ulaştı.

1995 yılında Ahmet Ertegün ve Atlantic Records ile anlaşma imzaladı. Türkiye’de medyanın yoğun takibi ve baskılarının artması üzerine New York’a giden sanatçı burada bir yandan albüm çalışmalarına devam ederken bir yandan da New York Baruch Üniversitesi’nde dil eğitimi aldı.

O dönemin en önemli yıldızları icra eden menajeri Ahmet San ile 1995‘te sözleşme imzaladıktan sonra 1994-1997 yılları arasında İsviçre, Hollanda, İngiltere ve Almanya’da toplam 12 şehri kapsayan 3 büyük Avrupa turnesine çıktı. 1995 yılında New York Palladium’da verdiği konser, Türkiye’de canlı yayınlandı. Tarkan, 1997 Temmuz’de üçüncü albümü “Ölürüm Sana” rekor satışlarını kırıp Türkiye’de 2,5 milyon sattı. Aynı yıl kendi müzik şirketi HITT Prodüksiyon’u kurdu, 1998 yılında Walt Disney’in 35. uzun metrajlı çizgi film’i olan Herkül’ün baş karakterini Türkçe olarak seslendirdi. Filmin müziklerinden “Yolumdayım”ı seslendirdi.

Bu albümde yer alan ve bir Sezen Aksu parçası olan “Şımarık”, kısa sürede dünya çapında tanındı ve daha sonra başka yabancı sanatçılar tarafından da çeşitli dillerde yorumlandı. Ahmet Ertegün ile olan anlaşmazlıklarından dolayı Atlantic Records’tan ayrıldıktan sonra Türkiye’ye dönerek askerlik görevini yerine getirdi. Tarkan, 2001 yılında “Kuzu Kuzu” isimli single çalışmasını piyasaya sürdü. Aynı yıl “Karma” adlı albümünü yayınladı. Albümde yer alan “Kuzu Kuzu” ve “Hüp” gibi çalışmalar ile iyi bir dönüş yaptı. Washington Post Tarkan ile ilgili yaptığı bir haberde, Tarkan’nın Fransa’dan Danimarka’ya müzik listelerine girebilmeyi başarmış, Rusya’da en çok satan Rus olmayan sanatçı ünvanını almaya layık görülmüştü.

2003 yılına gelindiğinde Tarkan yeni albümü “Dudu” adlı albümünün çalışmalarını tamamladı. Nazan Öncel ile çalıştığı bu albüm ile Rusya’da 1 milyon satış rakamına ulaştı, aynı ülkeden en iyi yabancı şarkı ödülünü aldı.

Bir yandan reklam filmlerinde oynayan sanatçı 2001 yılında Pepsi ile gerçekleştirilen sponsorluğun ardından, çekimleri Kapadokya’da yapılan Turkcell’in Hazır Kart reklamlarında yer aldı. “Özgürlük İçimizde” adlı bestesini de seslendirdiği aynı proje kapsamında Tarkan-Özgürlük Yolcusu takvimi piyasaya sunuldu. 2004‘te petrol şirketi OPET’in reklamlarında yer aldı. 2006 Yılında da Avea sponsorluğunda bir dizi konser verdi.

Dünyadan müziği ile olumlu eleştirilen almasından haraketle İngilizce albüm yapma kararı alan sanatçı, 2005‘in Ekim ayından beklenen single “Bounce“u piyasaya sürdü. Hemen ardından ilk İngilizce albümü olan “Come Closer” aynı anda tüm Avrupa ve Türkiye’de satışa sunuldu. Kısa bir süre sonra albümde yer alan “Start The Fire” adlı ikinci single çalışmasını yaptı.

Müziğe kısa bir süre ara verdikten sonra 2007 yılının Aralık ayında altıncı albümü “Metamorfoz” ile tekrar sevenleriyle kavuştu. Albüm klasik bir Tarkan albümü olmamasından ötürü olumsuz eleştrilere maruz kalsa da sevenleri Tarkan’ı yanlız bırakmadı. Albüm tüm bu olumsuz eleştirilere rağmen 2 ayda 500 bin satış rakamına ulaştı.

Ayşe Arman’nın Tarkan ile yaptığı röportaj :

Sesiniz sedanız çıkmıyor. Kendinizi geri mi çektiniz Allah aşkına!
- Ne alakası var, geri çekilme filan yok! Tam tersine, yeni bir Türkçe pop albüm hazırlıyorum. İngilizce albüm çalışmalarım sürüyor. Sonra birbiri ardına bir sürü konser var. Dubai’den sonra, Kopenhag, Hamburg, Los Angeles. Yoğunum yani, başımı kaşıyacak vaktim yok. Ama artık magazin programlarında ve dergilerinde yer almıyorum…

Yoksa, bilinçli bir tercih mi bu?
- Fevkalade bilinçli.

Peki neden?
- Medyayla aramızda güven krizi var! Söylediklerimin çarpıtılmasından, zorla birtakım polemiklere sokulmaktan sıkıldım. Benim için artık bu tür şeylerin esprisi yok. Canım istemiyor. Eğlenceli gelmiyor. Hatta sıkıcı ve banal buluyorum. Bir de tabii itiraf etmem gerekirse, inciniyorum. Doğrudan kafama ateş ediyorlar.

Hala deriniz kalınlaşmadı mı?
- Hayır. Kaşarlaşamadım bir türlü. Derim hálá ince. Üzülüyorum. O yüzden röportajlara hayır diyorum.

Ama, sanatçılar magazinle beslenirler, diye biliriz. Bu bir karşılıklı ihtiyaçtır…
- Benim böyle bir ihtiyacım yok. Lütfen ukalalık gibi değerlendirmeyin, o gürültüde, o kargaşada yer almak bana manasız geliyor. Bir de artık beni bilen biliyor ya. Konserlerim tıklım tıklım. Bana yetiyor. Daha ne isterim?

İyi de, ertesi gün gazeteye baktığımızda, sizden hiç söz edilmiyor ya da adınız eskiye oranla çok daha az geçiyor… Korkmuyor musunuz?
- Hayır. Gazetelerin seni eskisi kadar yazıp çizmemesi, popülariteni kaybettiğin anlamına gelmiyor. Tam tersine, birilerini her gün gazetede manşetlerde gördüğüm zaman kuşku duyuyorum, bir reyting problemi varmış gibi geliyor bana. Bu mekanizmadan uzakta durmak istiyorum. Ben magazin haberlerle değil, işimle anılmak istiyorum.

İnsan, belli bir doygunluğa gelince mi böyle hissediyor?
- Bilmem, olabilir. İnsan doyuyor galiba. Eskiden daha fazla dışarı çıkıyordum. Haber olmak için mi çıkıyordum, dışarı çıktığım için mi haber oluyordum bilmiyorum. Ama artık dışarı bile çıkmak istemiyorum. İçime kapandım biraz. Daha doğrusu, kendimi tanımaya çalışıyorum. Müzik yapıyorum, hobilerimle meşgulüm, çok sık seyahat ediyorum. Uzaklaşınca, Türkiye’yi daha net görüyorum. Ne kadar küçük bir dünyam olduğunu, ne salak şeylerle uğraştığımı fark ediyorum. Ama işte bir süre sonra Türkiye’yi özlüyorum, geliyorum hooop yine kendimi o girdabın içinde buluyorum.

Yine de ben “Hakkımda yazılsın çizilsin istemiyorum” laflarına inanmıyorum…
- Ama doğru söylüyorum. Konsere çıkıyorsam, yeni bir albüm yapıyorsam ya da söylemek istediğim yeni bir şey varsa, o zaman röportaj veriyorum. Bazen de “Hadi çıkayım ortalığa da, etrafı şöyle bir sallayayım” diyorum. Ama işte hepsi o kadar. Yoksa o yaldızlı dünyanın bir yalandan ibaret olduğunu biliyorum. O yüzden de, epey bir zamandır başka türlü yaşıyorum. Sevgilimle, köpeğimle, arkadaşlarımla mutluyum.

“Sevgilisi gerçek değil. Paravan. Onun aslında erkek sevgilileri var!” laflarına ne diyorsunuz?
- Gülüyorum. Bu ülke, beni illa gay yapacak, o zaman rahat edecekler! Altı senedir birlikteyiz Bilge’yle. Bir yalan, altı sene nasıl sürdürülebilir?

Sevgiliniz de çok geride, kendi halinde biri. Çok gösterişli değil, çok frapan değil, çok meme değil, çok popo değil. Rahatlıkla öyle birini de seçebilirdiniz. Siz Tarkan’sınız, sahnelerin seks tanrısı…
- Sadece sahnede öyleyim. O sahneden indim mi, herhangi biri, sıradan biriyim. Bilge’yle birlikte mutluyuz. Zaten onun kendini olmadığı bir şey gibi göstermeyen halini seviyorum. Zor bir hayatımız var. Her zaman didikleniyoruz. Sağa sola rahat gidemiyoruz.

Siz yurtdışındayken, o ne yapıyor?
- Bazen yanıma geliyor. Bazen de gelmiyor. Özlemek ikimize de iyi geliyor. İstanbul’da ikimizin ayrı evi var. Ama çoğunlukla birlikte geçiriyoruz zamanımızı.

O da röportaj vermiyor. Birkaç kez aradım. Kibarca savuşturdu beni. Onu nasıl tutabiliyorsunuz? İnsanlar şöhret için bu kadar delirirken…
- Bu tür şeyler onu hiç ilgilendirmiyor.

“Allah’ım ben Tarkan’la sevgiliyim. Seviştiğim adam Tarkan!” filan da yapmıyor mu bu kadın!
- İlk zamanlar belki biraz sarhoşluk yaşadı. Ama medyanın üzerine gitmesinden hep rahatsız oldu. “Ben de çıkayım Tarkan’ın sevgilisi olmak nasıl bir şey anlatayım” heveslerine kapılmadı.

Kız kardeşi daha farklı ama…
- Hangisi Berna mı? Deli o. Ama tatlı bir deli. Çok severim. Üç kız kardeş onlar, üçü de çok farklı. Bilge, ağırbaşlı. Zaten avukat. Mesleği de başka türlüsünü kaldırmaz. Göz önünde olamaz. Öyle bir niyeti olmaması da çok hoşuma gidiyor.

Tamam röportaj vermemenizi anladım, ama sizi çılgınca seven hayranlarınıza ne olacak? Onlara haksızlık değil mi?
- E haksızlık oluyor tabii. Onlar benim orada burada daha sık karşılarına çıkmamı istiyorlardır. Amerika’ya gittiğimde çok kıskanıyorum, çok güzel talk-show’lar görüyorum, normal kanallarda da, MTV’de de. Türkiye’de maalesef yok. Türkiye’de kiminle, hangi talk-show’da sohbet edeceğim? Mutlaka, abuk sabuk yerlere çekilecek, olmadığım biri gibi gösterileceğim. Konu dönüp dolaşıp hep aynı yere gelecek: “Gay misin, biseksüel mi?”

Duyarlı, utangaç ve mütevazısınız… Ama sahneye çıkınca “seks tanrısı” oluyorsunuz. Nasıl bu kadar değişiyorsunuz? Orada ne oluyor? Hormonlarınızda değişen bir şeyler mi oluyor?
- Kesinlikle oluyor! Orası, yani sahne başka bir şey. Her şey bir arada, insanlar, spotlar, müziğin yüksek volümü… İnsanlar ismini haykırıyor, tezahürat ediyor… Seni arzuluyorlar… Bunu hissediyorsun… Kaplana dönüyorsun… Ve ben sahneyi çok seviyorum. Onaylandığımı, takdir edildiğimi hissediyorum. Ama sahneden inince, tekrar sıradan adam oluyorum. Bunu da seviyorum…

Bunca zaman Tarkan imajı, Tarkan sesi, Tarkan stili, Tarkan müziği diye bir şey yarattınız. Şimdi ne yapıyorsunuz? Bundan daha fazla yapabileceğim bir şey yok, diyor musunuz?
- Demez miyim? Kendime karşı acımasız bir adamım, içimde kendimi yerden yere vuruyorum. Ve yetersiz buluyorum. “Daha iyi olabilirdin” diyorum. “Daha iyi söyleyebilirdin, daha iyi söz yazabilirdin, daha iyi dans edebilirdin…” Hayatım kendimi nasıl geliştirebileceğimi düşünmekle geçiyor. Ama dürüst olmak gerekirse, bazen de “Aman be!” diyorum, “Ne uğraşacaksın bunlarla. Şöhreti batsın!” Her şeyi bırakıp, bir kenara çekileyim istiyorum.

Amerika’da tanıyorlar mı sizi sokakta yürürken filan?
- Los Angeles’ta tanıyorlar. Orada Latin çok, Meksikalılar filan. Miami’de de tanıyorlar. Venezüellalılar, Brezilyalılar var. Ama Amerikalılar tanımıyor. Hoşuma da gidiyor.

New York’ta da ordu halinde mi yaşıyorsunuz?
- Hayır. Tekim. Güvenlik de yok. İlk zamanlar öyle değildi tabii, Michael Jackson gibi beş korumayla dolaşıyordum. Limuzinler filan. Özenmişim demek ki. Şimdi komik geliyor.

Peki korktuğunuz şeyler değişti mi? 
- Sağlıksal paranoyalarım olmaya başladı…

Nasıl yani? Ölüm korkusu mu?
-Yok ölmekten hiç korkmuyorum, hatta “İyi bile olur” diyorum. Erken gitmekte fayda var. Çok yaşanılası bir dünya değil. Biraz karamsarım son zamanlarda. Bir yandan da genetik mirasımdan şüpheliyim. Babam genç yaşta kalpten gitti, kolesterolü yüksekti, benim de öyle. Annemin de yıllardır problemleri var. Bazen “Acaba şeker hastası mı olacağım, kalp hastası mı?” diye korkulara kapılıyorum. Check-up’lara gidiyorum, Allah’a şükür, dizim dışında her şey iyi. Bazen de, yapmak istediklerimi yapabilecek miyim, diye düşünüyorum. Zamanım yetecek mi, daha çoook şey var yapmak istediğim…

Neler mesela?
- Kendim dışında birilerine faydalı olayım istiyorum. Örnek aldığım isimler: Bono ve Angelina Jolie. Angelina Jolie bile Hollywood’un yalan olduğunun fark etti.

Peki Angelina Jolie’ninki bir PR faaliyeti olamaz mı?
- Olsa ne fark eder. Kadının, yardıma ihtiyacı olanlara faydası oluyor mu, oluyor. Ayrıca, samimi olduğuna inanıyorum.

Siz niye yapamıyorsunuz?
- İstiyorum ama olmuyor. Denedik. Destek alamıyoruz.

Google Arama:

Seda Sayan kimdir

Aralık 13th, 2011 § 0 comments § permalink

Seda Sayan, 30 Aralık 1961‘de İstanbul’da doğdu. Gerçek adı Aysel Gürsaçer olan sanatçı, müzik dünyasındaki çıkışını 1980li yıllarda yaptı. “Ah Geceler”, “Bebeğim”, “Ben Sana Demedim mi”, “Sensizliğe Yanarım” ve “Var mısın” gibi parçalarla çıkış yaptı. Uzun bir süredir televiyonların sabah kuşağında kadın programı yapmakta olan sanatçı birçok dizide oyuncu olarak yer aldı. En son Tamer Karadağlı ile birlikte rol aldığı “Fedai” isimli dizinin başarısızlığının ardından müzik çalışmalarına devam etti. Bir dönem televizyonda yayınlanan bir yarışma programında İbrahim Tatlıses veMuazzez Abacı ile jüri üyeliği yapmıştır.

1987 yılında Rıdvan Kılıç ile evlenen sanatçının bu evliliği 6 ay sürdü. 1990 yılındaSinan Engin ile olan evliliğinden tek oğlu Oğulcan’a sahip olan Seda Sayan, 6 yıl süren bu evliliğin bitmesinden sonra 1998 yılında Soner Yapcacık ile evlendi. Bu evliliği de son bulduktan sonra içinde Mahsun Kırmızıgül‘ün de bulunduğu birçok kişi ile ilişkisi olan sanatçının gündemde en uzun kalan ilişkisi Nihat Doğan ile oldu. Nihat Doğan ile nişanını bozduktan kısa bir süre sonra 1 Şubat 2008‘de kendinden 23 yaş küçük olan şarkıcı Onur Şan ile evlendi. Sanatçının nikahını İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş kıydı.

Sanatçının kendi ağızından hayat hikayesi :

“Eyüp’te, 11 ailenin oturduğu, avlusu, tuvaleti ortak gecekondulardan birinde doğup büyüdüm ben. İlkokula giderken, önlük ve çanta parasını çok zor denkleştirmişti babam. Çünkü tembeldi, alkol düşkünüydü. İçer içer olay çıkarır, anneme saldırır, bizi döverdi. Yaşadığımız müthiş bir yoksulluktu. Bazı geceler yiyecek ekmek bulamazdık. Annemin, ‘Bakkala ekmek gelmemiş, uyuyun ekmek gelince ben sizi uyandırırım’ diyerek bizi kandırıp aç yatırdığı çok olurdu. Ama babamın içki parası her zaman bulunurdu. Öyle kavgacıydı ki, evdekileri dövdüğü yetmez gibi, kirasını ödemediği evsahipleri para konusunda ısrar edince onları da döverdi. Hayatta en çok başkalarının aile fotoğraflarına, siyah beyaz resimlerin olduğu albümlerine özenirim. İçimde hep uktedir. Çünkü, ekmek alacak paramız yokken, fotoğraf çektiremezdik”

“Bakın, yaşanan bir olay, acısı hala yüreğimde olan bir dram var şimdi. Küçük kardeşim Sedat, ağbisi Şahin’i vurdu. Çünkü, Şahin tam bir psikopattı. Uyuşturucu kullanmak onda, kavgacılık, geçimsizlik onda, ne ararsanız var. Ve Şahin’i yaratan, onu bu hale getiren, gerçek suçlu babamdır. Şahin’i psikopat yapan babamdır. Şahin’in bu hale gelmesi hep babamın yüzündendir. Onu döve döve isyankar yaptı. Sedat küçüktü, yırtardı dayaktan. Bana dokununca artistlik yapar, yandım Allah deyince, uzatmazdı. Ama en çok dayağı ablam Nursel’le Şahin yerdi. Bu ibret olsun herkese. Alkolik ve dayakçı babalar çocuklarını düşünmeli. Şahin’in şimdi kanı değişti, tedavisi yapıldı, pırıl pırıl oldu. İnşallah artık uyuşturucu kullanmaz. Allah uyuşturucu satıcılarının belasını versin. Kendi başıma gelen bu felaketi, deprem bölgesine giderek unuttum. Yoksa müthiş bir bunalım içindeydim.”

“Daha çok küçüğüm. Eyüp’teki evin avlusunda oynarken ‘Maymuncu geldi’ dediler. Adamın biri maymuna elbise giydirmiş, sokak aralarında dolaştırıyormuş. Ben maymunu göreceğim diye yıldırım hızıyla koşunca, komşu kadınlardan birinin çamaşır yıkamak için bahçede kaynattığı kazana çarptım. Tabii kazan da üzerime döküldü. Resmen canlı canlı haşlandım. Doktor, anneme ‘Hazırlı olun, her an ölebilir’ bile demiş. Kocakarı ilaçlarıyla iyileştim. Öldürmeyen Allah öldürmüyor işte. Ama o yanıklardan çektiğim ıstırabı asla unutamam.”

“İlkokul öğretmenim Muazzez Karipçin’di. İnşallah yaşıyordur, kulakları çınlasın. Bazen ‘Hadi Aysel bir şarkı söyle bakalım’ derdi. Bir gün annemi çağırarak müziğe aşırı ilgim olduğunu söyledi. Konservatuvar konusu o zaman gündeme gelmişti ama nerde! Yiyecek ekmek bulamadığımız gün olurdu. Hiç unutmam öğretmenim de, elimden tutup İstanbul Radyosu’ndaki Ses Yarışması’na götürmüştü beni. Ne yazık ki başarılı olamamıştım. Günlerce ağladım, ağlamaktan gözlerimin aklarına kan oturdu. Ama müziğe öylesine sevdalıdır ki Aysel… Bu uğurda her şeyi göze alarak evden bile kaçar. Henüz 15 yaşındaydım. Babamın evde herkesi kırıp döktüğü bir gün Kadırga’daki evden kaçtım. Hiç unutmuyorum, geceyi Fındıkzade’de bir apartman boşluğunda geçirdim. Sokakta yattım açıkçası. Yanımda Ümit adlı bir kız arkadaşım daha vardı. Ertesi gün de Şişli’deki aile dostumuz Şükran ablamın yanına gittim. Polise başvurmuş ailem. Sonra karakola gidip teslim oldum. Bu olay hayatımdaki en büyük risktir. Başıma her şey gelebilirdi çünkü. Bu yüzden kimsecikler evinden kaçmasın, sakın ola bana özenmesinler, benim kadar şanslı olmayabilirler. Kaçış nedenim babamdı. Şarkı söylememe de karşı çıkmıştı.”

Tavernada çalışırken, birisi Turgut Akyüz’e tavsiye etmiş beni. Rahmetli Turgut beni dinleyip beğenince, o zamanın meşhur eğlence yerlerinden olan Stardust’ta üç bin lira yevmiyeyle işe başladım. Silahlı bir saldırı sonunda Turgut ölünce yıkıldım. Ardından sahildeki Kamacı’da çalıştım. Derken, Gülizar Gazinosu’na geçtim ve artık sınıf atlamıştım. Seda Sayın dediler, sonra Seda Sayan oldum. Filmlere başladım ve Fahrettin Aslan keşfetti beni. O ara Zeki Alasya- Metin Akpınar’ın yanında ‘Elma Kabare’ de çalıştım. Şov gereği Demirel’in, Özal’ın, İnönü’nün fallarına bakmıştım, şarkılar söylemiştim.”

“Eyüp’te, Kadırga’da bazen para bulunca sinemaya kaçardık. Ve ben Türk filmlerine bayılırdım. Ordaki aşklara, kızların bir anda şöhreti, parayı bulmasına mest olurdum. Ve mahallede bir marangoz kalfasına aşıktım. İlk aşkımdı o. Ama çocuğun haberi yoktu. Dikkatini çekmek için neler yapmazdım ki! Kafama çoraplar geçirip yatar, sabah ruj sürerdim. Nafile! İlk aşkta hüsran yaşadım.”

Emre Aydın kimdir

Aralık 13th, 2011 § 0 comments § permalink

Emre Aydın, 2 Şubat 1981‘de Isparta’da doğdu. İlköğretimini Isparta’da tamamladıktan sonra Antalya Anadolu Lisesi’ne devam etti. Ardından Dokuz Eylük Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü’ne devam etti.

2002 yılında katıldığı SingYourSong adlı beste yarışmasında Emre Aydın ve Onur Ela adında iki Antalyalı gençten oluşan Grup “6. Cadde” ile birlikte Türkiye birincisi olmasıyla ilk albüm çalışmalarına başladı. Aynı yıl Universal Müzik tarafından yayınlanan toplama albümde “Dönersen” adlı parça yer aldı.

Ardından stüdyo çalışması 6 ay süren ve prodüktörlüğü ile düzenlemeleri Haluk Kurosman‘nın yaptığı “Sabuha” adlı albümde yer aldı. 11 Şarkının yer aldığı albümde, 9 şarkının söz ve müzikleri Emre Aydın’a aitti. 2003 yılında albümün çıkmasından 2 yıl sonra 2005‘te grup dağıldı.

2006 yılının Ekim ayında Sony BMG Türkiye GRGDN işbirliğiyle “Afilli Yalnızlık” adlı solo albümü piyasaya çıktı. Albümden çıkan ilk klip albüm ile aynı adı taşıyan “Afilli Yalnızlık” adlı parçaya çekildi. Yon Thomas‘ın yönetmenliğini yaptığı klipte Şebnem Dönmez yer aldı.

“Afilli Yalnızlık” adlı albümdeki 10 şarkının 9′unun söz ve müziği kendine ait olan Emre Aydın, Umay Umay‘ın “Hareket Vakti Gelince” adlı şarkısını da bu albümde yorumladı. Prodüktör olarak yine Haluk Kurosman ile çalışan Emre Aydın’a bu albümde, davulda Gripin’den İlker Baliç, bas gitarda Manga’dan Cem Bahtiyar ve gitarda Vega’dan Tuğrul Akyüz eşlik etti.

Gripin’nin kendi adını taşıyan ikinci stüdyo albümüne “Sensiz İstanbul’a Düşmanım” adlı parça ile konuk sanatçı olarak katıldı.

Google Arama:

Demet Akalın kimdir

Aralık 13th, 2011 § 0 comments § permalink

Gölcük’de doğan Demet Akalın ilköğretim ve lise öğrenimini Gölcük’te büyük başarıyla bitirdi. Ve Gölcük Barbaros Hayrettin Lisesinden lise diplomasını büyük mutlulukla aldı.

İlkokul yıllarında gazeteci ya da öğretmen olma hayalleri kurardı. O zamanki Üniversite sınavı şartları günümüze göre daha zor olduğu için hayalleri suya düştü.

Ne yapacağım ne yapacağım diye düşünürken annesinin elinden tutmasıyla soluğu Yaşar Alptekin’in Mankenlik kursunda aldı ve arkası geldi…

1990 senesinde Mayo Güzeli seçildi. Ardından Neşe Erberk’te mankenlik yapmaya başladı. Hani o zamanlarda mankenlik ciddi ve iyi bir meslekti. Büyük performansla mesleğini sürdürürken bir gün sesinin güzelliğinin farkına vardı ve mankenlikte zirvedeyken “hadi bir de şarkı söyliyim” dedi ve en iyi gazinolarda dev isimlerin kadrosunda başladı yeni mesleğini icra etmeye..

Başardığını düşündüğü bir zamanda “hadi bir albümün olsun” dedi ve “SEBEBİM” adlı albümünü piyasaya çıkardı, işler yolunda gitti yani başarıya bir başarı daha eklendi ve artık mankenliği bırakıp tamamen şarkı söylemeyi seçti.

Daha sonra da “SENİN ANAN GÜZEL Mİ?” dedi ve ilk single çalışmasını çıkardı. O ekstra senin bu exstra benim derken artık sahnelerin bir parçası oldu.

Sonrası mı? “UNUTTUM” dedi ve 3. albüm çalışmasını müzik severlerin beğenisine sundu. Ehhh iyi de tepkiler aldı ve kendini bir kez daha kanıtlamış oldu. Bu kız da okuyo ya dedirtti…..

Uzun ve sıkı bir çalışma sonunda, nihayet beklediğimize değen radyolarda ve clublerde en çok istek alan albümü “BANANE” ile Türkiye’de hala konuşulmaya devam ediyor..

Where Am I?

You are currently browsing the Şarkıcı Türkücü category at Fıkra Espri Dünyası.