Ahmed (3.) ( 12.12.1673)- (26.06.1736)

Eylül 20th, 2011 § 0 comments § permalink

Osmanlı padişahlarının yirmiüçüncüsü ve İslam halifelerinin seksensekizincisi.

Saltanatı: 1703-1730
Babası: Sultan Mehmed-IV – Annesi:Rabia Gülnuş Sultan
Doğumu: 31 Aralık 1673 Vefatı: 1 Temmuz 1736

Sultan II. Mustafa’nın öz kardeşidir. Son derece zeki ve akıllı idi. Şeyp-i Sultanî Mehmet Efendi ile Seyyid Feyzullah Efendi’nin eğitim-öğretimi altında yetişti. 22 Ağustos 1703′te Edirne’de tahta çıktığı zaman 30 yaşında idi.

Sultan Ahmet Han öncelikle 1703 Edirne vakasında isyan çıkaranların elebaşılarını iyi bir siyasetle yakalatıp, teker teker cezalandırdı. Devletin iç işlerini düzeltti. 1711′de İsveç kralı XII. Şarl (Demirbaş) Ruslarla yaptığı savaşı kaybederek, Osmanlılara ait Özi kalesine sağınınca, Ruslar Türk sınırını ihlal ettiler. Bunun üzerine Osmanlı Devleti Rusya’ya harp ilan etti. Nisan 1711′de Baltacı Mehmet Paşa kumandasındaki Osmanlı ordusu, Çar Petro’nun ordusunu Prut nehri kenarında kıstırdı ise de yeniçerilerin artan itaatsizliği sebebiyle bir imha hareketine girişemedi. Neticede Azak ve çevresindeki kalelerin Osmanlılara teslimi şartıyla mütareke imzalandı. Ancak Ruslar antlaşma şarlarını yerine getirmediler. Sultan Ahmet Han’ın Osmanlı ordusu sadrazam Damat Ali Paşa komutasında tekrar harekete geçirmesi üzerine, Çar Deli Petro antlaşmaya uymak mecburiyetinde kaldı ve seferden vazgeçildi. Ali Paşa, 1714′te Karadağlıların isyan etmesi üzerine Mora seferine çıktı ve Karlofça antlaşmasıyla Venediklilere geçen bütün kaleleri birer birer fethetti.

Osmanlı zaferlerinde endişeye düşen Alman-Avusturya İmparatorluğu, bu fetihleri tanımadığını bildirdi. Bu durum iki devlet arasında harbe yol açtı. 1716′da Petervaradin’de yapılan savaşı Osmanlılar üstü bir vaziyette iken, savaşın en şiddetli anında Sadrazan Damat Ali Paşa’nın vurularak şehit düşmesi üzerine kaybettiler. Bu mağlubiyetin sonunda imzalanan Pasarofça Antlaşması ile Belgrad ve Semendre Avusturya’ya kalmak üzere Sava nehri sınır kabul edildi.

Pasarofça antlaşmasından sonra, Türkiye’de sonraları Lale Devri diye anılan yeni bir devir ve yeni bir hayat başladı. III. Ahmet Han elli yıldır devam eden savaşlar sonunda yıpranan orduyu kuvvetlendirmek, ülke içinde huzuru sağlamak, imar faaliyetlerine hız vermek, böylece devleti maddi ve manevi en yüksek seviyeye çıkarmak istiyordu. Nitekim bu gayelerle humbaracı ocağı ıslah edildi. Matbaa Türkiye’ye getirilerek, büyük ilim ve kültür eserleri basılıp dağıtıldı. Padişah’ın İstanbul’daki ilim,kültür ve sanat çevrelerini yakından desteklemesi bu sahada büyük ve canlılık uyandırdı. Yalova’da kağıt, İstanbul’da çini ve kumaş fabrikaları açıldı. İmar faaliyetleri artarak bir çok yerde kasırlar, yalılar, cami ve çeşmeler yaptırıldı. Bu devrede İran ile yapılan savaşlar sonunda Gence, Nahcıvan, Hoy, Selman, Kirmanşah ve Nihavend gibi şehirler fethedildi.

1718′den 1730′a kadar devam eden sulh ve sükun devresi, bilhassa Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’ya karşı aleyhte bir faaliyetin doğmasına yol açtı. 1730′da Sultan III. Ahmet Han ve sadrazam İbrahim Paşa’nın İran seferine çıkmak üzere Üsküdar’a geçtiği sırada Patrona Halil adlı şaki etrafına topladığı adamlarla isyan etti. İdareden memnun olmayanların kendisine katılması ve yeniçerileri de olaylara seyirci kalması isyanın büyümesine sebep oldu. İbrahim Paşa, iki damadı ile boğularak öldürüldü. Beyhude kan dökülmesini istemeyen Sultan III. Ahmet Han, tahtı pek çok nasihatla yeğeni Mahmut’a teslim etti (2 Ekim 1730). Ahmet Han nasihatlarında; “Vezirine teslim olma. Daima ahvalini araştır ve beş-on sene birini vezarette müstakil istihdam eyleme. Merhamet sahibi ol. Cömertliği elden bırakma. Gayet tasarruf üzere ol. İşini kendin gör, ele itimat etme. İşte benim ahvalim, sana nasihat için kafidir. İhtiyaç sahiplerine adaletle davran. Kimseden beddua alma. Şehzadeler sana emanettir, oğlum; devlet işlerini baban ve ben başkalarına bıraktığımızdan bu durum başımıza geldi. Sen bizzat idareyi ele al.” demektedir.

Saltanattan çekildikten sonra ilim ve ibadetle meşgul olan Ahmet Han, 1 Temmuz 1736 tarihinde altmış üç yaşında iken vefat etti. Yeni Camii’de Turhan Valide Sultan türbesine defnedildi.

III. Ahmet Han, hassas, açık fikirli, vatanperver, ilim ve sanat erbabına koruyan, İslamiyet’e sün derece bağlı bir padişahtı. Güzel yazı yani hüsn-i hatta fevkalade maharet sahibi idi. Yazdığı Kur’an-ı kerimlerden birisini Ravza-i Mutahhara’ya hediye etti. Topkapı Sarayı girişinde yaptırdığı tarihi çeşmenin kapısındaki kitabesi de III. Ahmet’in el yazısıdır. Alim ve şairleri himaye eden Sultan, şiirlerinde Necib mahlasını kullanırdı.

Çelebi Mehmet ( 03.07.1378)- (06.04.1421)

Eylül 16th, 2011 § 0 comments § permalink


Osmanlı Padişahı
Yönetim Süresi: 1413-1421
Babası: Yıldırım Bayezid
Annesi: Devlet Hatun
Doğumu: 1379
Vefatı: 26 Mayıs 1421

1379 yılında doğdu. Osmanlı padişahlarının beşincisi. Osmanlı Devleti’nin ikinci kurucusu. Babası Sultan Yıldırım Bayezid Han, annesi Germiyanoğlu Süleyman Şah’ın kızı Devlet Hatun’dur.

Küçüklüğünden itibaren devrin en yüksek alimlerinden ders aldı. Din ve fen ilimlerini öğrendi. 1393′te devlet idaresinde tecrübe sahibi olması için Amasya’ya sancak beyi olarak tayin edildi.

Ankara Savaşı’ndan sonra parçalanan Osmanlı topraklarını yeniden birleştirmek için çalıştı. Bu kaos dönemine, fetret devri (1402-1413) denildi. Bu dönemde kardeşleri Süleyman, İsa ve Musa Çelebi ile mücadele etti.

En son 1413 tarihinde Çamurlu mevkiinde, Musa Çelebi kuvvetlerini bozguna uğrattı. Edirne’de tahta çıktı. Böylece Osmanlı Devleti’ni karşılaştığı büyük bunalımdan kurtardı. Devletin birliğini sağladı. Elden çıkan toprakları geri almaya çalıştı.

1414′te Anadolu üzerine yürüyerek Aydınoğlu Cüneyd Bey’in elinden Kayacık, Nif ve İzmir’i aldı. Karamanoğulları’na ait Konya’yı muhasara etti. Ancak Karamanoğlu İkinci Mehmet’in af dilemesi ve tabiiyetini arz etmesi üzerine barış yapıldı. Karamanoğlu’nun sözünde durmaması üzerine Konya’yı ikinci defa kuşatarak zaptetti (1415). Daha sonra yapılan antlaşmayla Konya’yı Karamanoğulları’na bıraktı. Beypazarı, Sivrihisar, Akşehir, Yalvaç ve Beyşehir’i Osmanlı’ya kattı.

Daha önce Musa Çelebi ile birleşerek kendisine karşı savaşan ve vergisini göndermeyen Eflak beyi Mirça üzerine yürüdü. Onu Yer-Göğü’de mağlup etti. Mirça, üç yıllık vergisini ödediği gibi, oğlunu da rehin olarak bıraktı. Rumeli’den dönüşünde Candaroğulları üzerine yürüdü. Tosya, Çankırı ve Kalecik’i ele geçirdi. 1416 ve 1420′de ilk defa Tuna ırmağının kuzeyine geçerek Basarabya’ya girdi.

Devrinin en önemli iç hadisesi Şeyh Bedrettin isyanıdır. Şeyh Bedrettin, İslam’a uymayan sapık fikirler sahibiydi. Bu ayaklanmayı zamanında bastırdı. Yakalanan Şeyh Bedrettin, İslam alimlerinin fetvası üzerine idam edildi.

Aynı yıl Rumeli’de taht mücadelesine giren kardeşi Mustafa Çelebi’yi yenilgiye uğrattı. Mustafa Çelebi kaçarak, Bizans imparatoruna sığındı. Bu olaydan kısa bir süre sonra, Edirne’de avlanırken rahatsızlandı. Çok geçmeden de 26 Mayıs 1421 tarihinde vefat etti. Naşı, Bursa’ya getirilerek Yeşil Türbe’ye defnedildi.

Osmanlı Devleti’nin ikinci kurucusu kabul edilen Çelebi Mehmet, sabırlı, azim ve irade sahibi, sözüne ve vaadine sadık, vakur bir hükümdardı. Sekiz yıllık yönetim süresini İslam dinine hizmetle geçirdi. Küçük ve büyük yirmi dört muharebede bulunarak kırka yakın yara aldı.

İçte ve dışta daimi olarak din ve devlet düşmanlarıyla mücadele halinde iken yazdığı bir şiiri:

“Cihan hasm olsa, Hakk’tan nusret iste!
Erenlerden dua ve himmet iste!”

beytiyle başlamaktadır.

Çelebi Mehmet Bey, Resul-i Ekrem’in mübarek komşularının dualarını almak için her sene onlara hediyeler gönderme adetini başlattı. Sürre alayı adı verilen bir heyetle Mekke ve Medine’deki mübarek yerlerin bakımı için sarf edilirdi.

Memleketin imarına büyük önem verdi. Bursa’da Yeşil Türbe ile bir cami, medrese ve imaret, Edirne’de bir cami ve bedesten, Amasya’da da oğlu Kasım için bir türbe yaptırdı.

 

Google Arama:

Abdülhamit (1.) ( 06.03.1725)- (28.03.1789)

Eylül 16th, 2011 § 0 comments § permalink

Osmanlı Padişahlarının yirmi yedincisi
İslam Halifelerinin doksan ikincisi

Saltanatı: 1774-1789
Babası: III. Ahmed Han – Annesi: Rabia Şermi Sultan
Doğumu: 20 Mart 1725 Vefatı: 28 Mart 1789

20 Mart 1725 yılında Topkapı Sarayı’nda doğdu. Küçük yaştan itibaren zamanın büyük alimleri tarafından ilim öğretildi. Akıllı, zeki, ileri görüşlü, kültürlü, gayretli bir şehzade olan Abdülhamid, ağabeyi Sultan III. Mustafa Han’ın 21 Ocak 1774′te vefatı üzerine 49 yaşında Osmanlı tahtına oturdu.

Osmanlı Devleti’nin en buhranlı devresinde tahta çıkan Abdülhamid Han, Rus harbini kardeşi III. Mustafa gibi en az zararla kapatmayı düşünüyordu. Gerçekten de altı yıl boyunca devam etmekte olan Rus savaşı Osmanlı Devleti’nin aleyhine gelişiyordu. Neticede Sultan Abdülhamid Han, Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım’ın Osmanlı Devleti’nden ayrılması, Rusların Karadeniz’de donanma bulundurmaları ve Ortodoks halkın koruyuculuğunu yapmaları şartlarını kabul etmek mecburiyetinde kaldı. Bu muahedenin en ağır maddelerinden biri Kırım’ın Rusya’nın müdahalesine açık bırakılması idi. Bu sebeple Rusya ile her an sulh döneminin bozulabileceğini hesaplayan Sultan I. Abdülhamid Han, bilhassa kapıkulu ocaklarının ıslahı için harekete geçti. Fransa’dan mühendisler getirtti. Mühendishane-i bahr-i hümayunu (Devlet Deniz Mühendishanesi) kurdurdu. Sürat topçuları ocağı geliştirildi.

Bu arada Rus muharebesindeki karışıklıklardan istifade ile Anadolu, Mısır, Hicaz ve Şam’da çıkan isyanları bastırdı. İran kuvvetlerinin hudut tecavüzleri üzerine başlayan savaşlar Osmanlıların zaferiyle sonuçlandı. Basra ele geçirildi. Rus tehlikesine karşı Soğucak ve Anapa kaleleri tahkim edildi. Öte yandan 1784′te Rusya Kırım’daki hanlık çekişmelerini fırsat bilerek bu ülkeye girdi ve binlerce müslüman ve Türk’ü katlettikten sonra ilhak ettiğini açıkladı. Her Osmanlı gazasına koşan ve

Rayete meylederiz kamet-i dilcu yerinde

Tuğa dil bağlamışız kakül-i hoş-bu yerine,

Olmuşuz can ile billah Gazayî teşne

Kanını düşmen-i dinin dökeriz su yerine

diyen Kırımlıların asil ve kahraman sesleri kısılmış, Rusların ilhak etmeleri Türkler için unutulmaz bir ızdırap kaynağı olmuştu. Bütün nüfusu Türk olan hanlığın kaybı Macaristan ve Orta Avrupa’nın gidişine benzemiyordu. Nitekim bu oldu bittiye tahammül edemeyen Abdülhamid Han, 1787′de Rusya’ya harp ilan etti. Ancak Ruslar’ın Avusturya’yı savaşa ikna etmesi, Osmanlı Devletii’ni iki cephede savaşmeya mecbur bıraktı. Serdar Koca Yusuf Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, Şebeş’te Avusturya kuvvetlerini bozguna uğrattı. Buna karşılık Rus cephesinde komutanlar arasındaki rekabetler, bozguna zemin hazırladı. Ruslar Yaş ve Hotin kalelerinden sonra Özi’ye de girdiler ve burada tarihte eşine az rastlanan bir katliam yaptılar.

Nitekim Sultan I. Abdülhamid Han kendisine sadrazam tarafından gönderilen Özi kalesi ile ilgili raporun okunması sırasında yapılan mezalimi dinlerken “Potemkin nam moskof prensi, kalede mevcut yirmi beş bin müslümanı bila istisna katleylemiş, çocuk, yaşlı, hamile, emzikli demeden cümlesini şehid eylemiştir.” cümlesine gelince, üzüntüsünden felç geçirerek vefat etti (28 Mart 1789). Eminönü Bahçekapısındaki türbesine defnedildi.

Sultan I. Abdülhamid Han, yaptığı her işte Allah rızasını arar, kalbi İslam için çarpardı. Devlet idaresinden boş kalan zamanlarını namaz kılarak Cenab-ı Hakk’ı zikir ile geçirir, elinden Kur’an-ı Kerim’i düşürmezdi. Peygamber Efendimiz ve Ehl-i beytini çok severdi. Bunun için Mekke ve Medine’ye hizmete, özel bir itina gösterirdi. Diğer Osmanlı sultanları gibi tebeasına karşı kalbi şefkatle ve merhametle dolu idi. Pek çok imar faaliyetlerinde bulundu. Annesi Rabia Sultan’ın ruhu için 1778′de Beylerbeyi’nde bir cami, muvakkıthane, hamam ve sıbyan mektebi, Medine-i münevverede medrese, Emirgan’da cami, Eminönü’nde büyük bir imaret, çeşme, sebil, sıbyan mektebi, medrese, türbe ve bir kütüphane inşa ettirdi. Türbesinde, sandukanın kuzey tarafında bulunan duvar içindeki bir mermer üzerinde Peygamber efendimizin kadem-i şerîfleri (mübarek ayak izleri) bulunmaktadır.

HAKKINDA YAZILANLAR

Sultan I.Abdülhamid/Kendi Kaleminden Bir Padişahın Portresi (1774-1789)
Fikret Sarıcaoğlu
TATAV Y. İstanbul 2001

27. Osmanlı padişahı olan Sultan I. Abdülhamid’in 16 yıllık saltanat süresi oldukça karışık bir döneme rastlar. Kırım’ın kaybedilmesiyle birilikte gittikçe olumsuz seyr eden iç ve dış gelişmeler tam anlamıyla bir krize dönüşmüştü. Halkın karamsarlığa ve padişahın benzeri duygulara kapılmasının öncesinde, devletin zâfiyetleri dile getirilmiş, bir takım ıslahât girişimleri gerçekleştirilmiş, bir takım ıslahât girişimleri gerçekleştirilmiş ve oluşan tepkiler çıkarılan yangınlar veya bgildiriler yoluyla duyurulmuştu. Abdülhamid devletin organize olmasına, görevlerin kötüye kullanılmasına yönelik uyarılarını bir danışman üslubuyla ve devamlı şekilde yazıya dökerken tebdî-i kıyâfetle çoğu zaman halkın içinde bulunuyordu. Bu araştırmada ilk kez kendi yazıları izlenerek bir padişaha ve dönemine ışık tutulurken, tüm yönleriyle yalnız bir padişah sergillenmektedir.


Osman (Genç Osman) ( 27.09.1604)- (18.04.1622)

Eylül 16th, 2011 § 0 comments § permalink

Osmanlı sultanlarının onaltıncısı ve İslam halifelerinin seksenbirincisi.

Saltanatı: 1618-1622
Babası: I. Ahmed Han – Annesi Mahfiruz Hadice Sultan
Doğumu: 3 Kasım 1604 Şehit edilmesi:20 Mayıs 1622

1604 senesinde İstanbul’da doğdu. İyi bir eğitimle yetiştirildi. Arapça, Farsça, Latince, Yunanca, İtalyanca gibi doğu ve batı dillerini öğrendi. Kuvvetli bir edebiyat, tarih, coğrafya ve matematik tahsili gördü. 26 Şubat 1618 günü babasının yerine tahta geçen amcası I. Mustafa’nın rahatsızlığı yüzünden tahtı bırakmaya mecbur olması üzerine Osmanlı sultanı oldu.

İkinci Osman’ın tahta çıkışının ilk aylarında İran ile barış antlaşması imzalanarak harbe son verildi. Böylece doğu sınırını emniyet altına alan genç Osmanlı sultanının hedefi memleketi 1617′den beri uğraştıran Lehistan meselesini halletmekti. Bu sırada Boğdan voyvodası Gratiani de Osmanlı’ya karşı cephe almıştı. İhaneti üzerine azledilen Gratiani Lehistan’a sığındı ve büyük destek gördü. Bu devletten aldığı 50-60 bin kişilik bir kuvvetle Osmanlı topraklarına saldırdı. Ancak Özi beylerbeyi olan İskender Paşa, süratle harekete geçip bu kuvvetleri Turla nehrini geçerken imha etti. Düşmen ordusundan 120 top ile arabalar dolusu zahire ganimet olarak alındı.

Diğer taraftan Sultan Osman, Lehistan’ı ele geçirip, Baltık denizine çıkmak, orada bir donanma kurarak, Atlas okyanusuna geçip Avrupa hristiyanlığını, hem Akdeniz, hem okyanus donanmalarıyla çember içine almak gayesiyle 21 Mayıs 1621′de Cuma namazını kıldıktan sonra sefere çıktı. 1 Eylül 1621′de Hotin önüne varıldı ve kale derhal kuşatma altına alındı. Ancak 35 gün devam eden muharebelerde kale birkaç defa düşmek durumuna geldi ise de yeniçerilerin itaatsizliği ve devlet adamları arasındaki geçimsizlikler, kesin neticenin elde edilmesine mani oldu. Ancak Nogay tatarlarının beyi Kantemir Mirza ile Kırım hanının oğlu Nurettin, Lehistan içlerine kadar akınlarda bulunarak pek çok ganimetle döndüler. Neticede kış mevsiminin gelmesi üzerine Lehistan’la barış yapılarak geri dönüldü.

Lehistan seferinde tam muvaffakiyet elde edemeyen Sultan, bunun sebebinin askerlerin gayretsizliği olduğuna inanıyor ve bazı ıslahatlar yapmak istiyordu. Kapıkulu ocaklarını kaldırarak ,yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türklerinden müteşekkil, sadece askerlikle uğraşan, padişahın emirlerine itaat eden bir ordu kurmak istiyordu. Aynı zamanda saray harem ve ilmiye teşkilatlarında da esaslı değişiklikler düşünüyordu. Ancak onun bu ıslahat fikirlerine kapıkulu ocakları açıkça karşı çıkıyor, ilmiye sınıfı da çekimser davranıyordu. Nitekim Padişah’ın hacca gitme arzusunu bahane eden yeniçerilerle sipahiler ayaklandılar. Öncelikle Padişah’ın hacca gitmekten vazgeçmesi isteğiyle başlatılan isyan, daha sonra bazı devlet adamlarının kellesinin istenmesiyle büyüdü. Neticede Sultan Osman Han’ın hal’i ve Sultan Mustafa’nın ikinci defa tahta geçirilmesiyle son buldu.

İsyan sırasında Sultan Osman’ı ele geçiren caniler, reva gördükleri ağır ve kötü sözlerle Orta Cami’ye götürerek orada hapsettiler. Genç Padişah’ın maruz kaldığı hakaretin haddi hesabı yoktu. Yaptıkları eza ve cefa onu boynu bükük ve perişan bir hale koymuştu. İkinci Osman Han, kendisine eziyet eden ocak ağalarına karşı ağlayarak; “Dün sabah padişah-ı cihan idim, şimdi uryan kaldım; merhamet edip halimden ibret alın; dünya size dahi kalmaz; hangi padişahın kulları padişahlarına bu ihaneti ettiler” diyerek yalvardı ise de, bu sizlerin caniler üzerinde hiçbir tesiri olmadı.

Daha sonra Yedikule’ye getirilen II. Osman Han’a karşı vezir-i azam Davut Paşa’nın tertibiyle on bir cellat saldırdı. Genç Osman, güçlü kuvvetli olduğundan bunlarla uzun müddet boğuştu ise de, içlerinden birisinin omzuna vurduğu bir balta darbesi ile yere yıkıldı ve boğularak şehit edildi (20 Mayıs 1622).

Sultan II. Osman Han, heybetli, yüksek himmet sahibi, yiğit, fevkalade iyi bir binici, silah ve harp aletlerini kullanmakta pek mahir bir padişah idi. Şecaat ve binicilikte akranı pek az olup, güzel tavırlı idi. Gençliğinin en parlak günlerinde tahta çıkıp, tecrübeli, akıllı ve sadık bir yakınına malik olmayışı, kendisine bu hazin sonu hazırlamıştır. Zira yapmayı düşündükleri uzun zaman isteyen ve ancak yetişmiş bir kadro ile mümkün olabilirdi. Sultan Genç Osman dini ilimler yanında fenni ilimleri de tahsil etmişti. Ayrıca Farisî mahlasıyla yazdığı şiirlerinin toplandığı divanı vardır.


Mustafa (1.) ( 22.11.1590)- (23.12.1638)

Eylül 16th, 2011 § 0 comments § permalink

Osmanlı padişahlarının onbeşincisi ve İslam halifelerinin seksenincisi.

Saltanatı: 1617-1618 (1.defa), 1622-1623 (2. defa)
Babası: III. Mehmed Han – Annesi: Handan Sultan
Doğumu: 1591 Vefatı: 20 Ocak 1639

1591 senesinde Manisa’da doğdu. Her şehzade gibi iyi bir eğitim gördü. Ağabeyi I. Ahmet Han’ın vefatı üzerine 22 Kasım 1617′de ilk defa ekberiyet kaidesine göre yani hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta çıkarıldı.

Sultan Mustafa Han, devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade ederek saltanatı kabul etmedi ise de bu hal devlet erkanınca göz önüne alınmadı. Ancak çok geçmeden devlet işlerinde Sultan’ın yabancı kalması ve işlerin karışması üzerine devlet adamları durumun böyle devam edemeyeceğini anlayıp hal’ine fetva aldılar. Nitekim tahta geçtikten doksan altı gün sonra 26 Şubat 1618 günü Sultan Mustafa’yı tahttan indirerek yerine Genç Osman’ı çıkardılar.

Ancak yenilik taraftarı olmayanların tahrikleri neticesinde isyan eden yeniçerilerin 19 Mayıs 1622′de Genç Osman’ı tahttan indirmeleri, Sultan Mustafa’nın ikinci defa tahta geçirilmesine yol açtı. Bu sırada Sultan Osman Han’ın vezir-i azam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. Sultan Mustafa Han, Davut Paşa’yı azlederek yerine Mere Hüseyin Paşa’yı getirdi ise de, isyanlar son bulmadı. Erzurum beylerbeyi Abaza Mehmet Paşa başkaldırarak, bölgesindeki yeniçerilerin bir kısmını öldürttü. Genç Osman’ın intikamını alacağım diye and içen Abaza, İstanbul’a gelmek için yola çıktı. Bursa’yı muhasara etti ise de alamadı. Kış geldiği için Niğde’ye çekildi.

Anadolu’daki isyanlar ve Genç Osman’ın şehit edilmesi olayına adı karışan sipahiler, halk nezdinde kazandıkları nefreti silmek için bir divan toplandığı sırada ayaklanarak Sultan Osman Han’ın katillerinin bulunmasına istediler. Bunun üzerine Kara Davut Paşa ve Kalenderoğlu denilen kişiler yakalanarak idam edildiler.

Diğer taraftan Osmanlı Devleti’nin iç karışıklılarından istifade etmek isteyen Lehistan kazakları, daha önce imzalanan antlaşma şartlarına uymayarak şayka adı verilen yüz elli civarında küçük gemi ile Osmanlı kıyılarına saldırdılar. Kazakların üzerine gönderilen Karadeniz serdarı Damat Recep Paşa, kazakları takip ederek Rilgra önünde bir çok gemilerini batırdı ve 21 gemiyi zapt ederek, beş bin esir ile İstanbul’a döndü.

İstanbul’daki karışıklıklar ve Anadolu’da meydana gelen isyanlar Osmanlı Devleti’nin başında daha kudretli, azimkar ve zeki bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Bu sebeple 1623′te sadarete getirilen sadrazam Kemankeş Ali Paşa, şeyhülislam Yahya Efendi ve diğer devlet erkanı toplanarak Sultan Mustafa’nın artık Makam-ı saltanatta kalmaması gerektiği hususunda karara vardılar. Nitekim verilen fetva ile 10 Eylül 1623 günü Sultan Mustafa ikinci defa tahttan indirildi ve yerine IV. Murat geçti.

Sultan Mustafa Han, zayıf ve narin vücutlu olup, yüzü her zaman songun ve üzüntülü bir görünüşü vardı. Son derece dindardı. Sık sık türbeleri ziyaret eder ve çokça sadaka dağıtırdı. Saraydaki hayatını ibadet içinde, dini eserler ve Kur’an-ı Kerim okuyarak geçirmiştir. Sultan Mustafa Han, saltanatta gözü olmadığı için her iki defa hal’inde de en küçük bir memnuniyetsizlik göstermemiş ve tahttan sevinçle inmiş ve devlet işlerini ehline teslim etmekten geri kalmamıştır.

20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı’nda vefat eden Sultan Mustafa Han, Ayasofya Camii karşısındaki türbesine defnedildi.


Where Am I?

You are currently browsing the Osmanlı Padişahları category at Fıkra Espri Dünyası.