Öfkeyi Kontrol Etme Yolları

Ocak 22nd, 2012 § 0 comments § permalink

Bazen işler yolunda gitmez ve cinlerimiz tepemize çıkar ve sinirimizi başkasından çıkartırız! Ama böyle durumlarda sinirimizi tanıdığımız birinden değil de, hiç tanımadığımız birisinden çıkartmak daha iyidir.

Bir gün arkadaşıma telefon edecektim, numarayı çevirdim, bir erkek ‘alo?’ dedi, ben ‘Zeynep’i aramıştım’ deyince, adam bağırarak ‘s…..git lan, doğru numarayı çevir!’ demez mi! Bir insanın bu kadar kaba olabileceğine inanamadım. Sonra gerçekten arkadaşımın son iki numarasını şaşırdığımı farkettim.

Ama birden aklıma bir şey geldi. Bilerek, tekrar yanlış numarayı çevirdim. Karşıma yine aynı adam çıktı. Ve ‘alo’ deyince, ‘sen eşşolueşeğin tekisin’ deyip, telefonu yüzüne kapattım. Sonra o numarayı yazıp yanına ‘eşşolusu’ diye not ettim.O günden sonra, ne zaman bir şeye sinirlensem, öfkelensem, eşşsolusu’nu çevirip, ‘sen eşşolueşeğin tekisin’ deyip kapatıyor ve rahatlıyordum.

Bir gün alışveriş merkezinde tam park yeri bulmuşken, siyah bir bmw benim saatlerdir beklediğim yere girmez mi! Korna çaldım ama aldırmadı, arka camında ‘satılık’ ilanı ve telefon numarası vardı. Hemen numarayı not ettim. Eve dönünce, numarayı aradım, karşıma bir adam çıktı.
‘Siz, siyah satılık bmw’si olan kişi misiniz?’
‘Evet’
‘Arabayı nasıl görebilirim?’
‘ Suadiye, Akın sokak, 34 numara, araba tam evin önünde duruyor’
‘İsminiz?…’
‘ Mehmet…..’
‘Ne zaman müsait olursunuz Mehmet Bey?’
‘Her akşam 6′dan sonra evde olurum’
‘Sana bir şey söyleyeceğim Mehmet..’
‘Evet?…’
‘Sen eşşolueşşeğin tekisin’
Ve telefonu yüzüne kapattım, onun numarasını da yazdım ve yanına ‘eşşolusu 2′ diye not aldım.
Bundan sonra iki tane eşşolusu vardı. Bir gün eşşolusu 1′i aradım. Telefonu açıp da ben ‘Sen eşşolueşeğin tekisin’ der demez, ‘Senin kim olduğunu bir bulursam.. .’
‘Ne yaparsın?’
‘Kıçına tekmeyi yiyeceksin!’
‘O zaman sana adresimi vereyim de gel’
‘ Ver de gör gününü!..’
‘Suadiye, Akın sokak, 34 numara, siyah bir BMW var kapıda..’
‘Hemen geliyorum, son duanı etmeye başla!’
‘Hah, hah ödüm koptu’ deyip telefonu kapattım. Sonra ‘eşşolusu 2′ yi aradım, ona da ‘sen eşşolusueşeğin tekisin’ deyince, çok kızdı, kim olduğumu bilse beni öldüreceğini söyledi, ona ‘öyle mi, birazdan geliyorum, bekle’ dedim.

Ve hemen polisi arayıp, Suadiye, Akın sokak 34 numarada oturan gay sevgilimi öldürmeye gittiğimi söyledim. Peşinden magazine meraklı bir tv kanalını arayıp, aynı adresi verip, travestilerin çıngar çıkardığını, ortalığı birbirine kattığını söyledim! Ve sonra arabama atlayıp, olacakları izlemek için aynı adrese doğru sürdüm. Tam zamanında gitmiştim, iki ‘eşşolusu’ birbirlerine girmişken, altı-yedi polis onları ayırmaya geliyordu, tv. kameramanları da olayı görüntülüyorlardı.
Kendimi çok iyi hissettim. Öfkeyi kontrol etme mekanizması çok işe yaramıştı.

Google Arama:

Arkadan vermeyen

Ocak 4th, 2012 § 0 comments § permalink

Üniversite kampüsünden bindik şehre iniyoruz. (19 Mayıs Üniversitesinde geçmekte olay) Dolmuş şoförü genç birisi ön koltuğa arkadaşını oturtmuş öne müşteri almıyor. Hemen onun arkasında ben varım. (Ben daha birinci sınıftayım yani) Şoför arkadaşına gülümseyerek dolmuşun arkasındakilere seslendi;

- Arkadan vermeyen var mı!! Anladık ama sesimiz çıkmadı o sırada üst sınıflardan bir kaç kişi;

- Biraz önce eline verdik ya!!

Yılbaşı noel baba

Aralık 28th, 2011 § 0 comments § permalink

Yılbaşı ailece kutlanması gereken bir mutluluktur. Fakat öyle insanlar varki…

30 Aralık 1995 tarihinde, saat 23.30′da, Sümbül sokak -herzamanki gibi- bomboştu. Bu sokağın başında, bir sokak lambası vardır. Başlangıcı geniş olup, sonuna doğru daralır. Sümbül Sokak’ta bulunan on iki evin hepsi de tek katlıdır.

Saatler on ikiye yaklaştığı halde, sokak hâlâ aydınlıktı. Bunun tek bir sebebi vardı: Kar. Akşam üstü başlayan kar, beyaz bir örtü gibi sokağı örtmüştü. Kar ve rüzgar birleşerek, Sümbül sokağın geceyarısı sessizliğini bozuyordu.

Sabah olduğunda, çocukların ilk işi sokağa çıkıp, karın tadını çıkarmak oldu. Kardanadam yapmaya en elverişli yer Cemil Bey’in bahçesi olduğundan, gizli olarak bahçeye giren dört çocuk kardanadam yapmaya koyuldu. Cemil Bey’in evinden saat tam sekizde çalar saatin sesinin geldiğini duyan çocuklar korkuya kapıldılar. Korktukları başlarına geldi: Cemil Bey onları görmüştü. Hiç vakit kaybetmeden çil yavrusu gibi dağıldılar. Dağıldıklarını gören Cemil Bey bahçeye girdi ve kardanadamı dağıttı. Çocukların, kaçarken çıkardıkları sesten dolayı, Cemil Bey’in komşusu olan Cumali de uyanmıştı. Cemil Bey’in mırıldandığını duydu:

- Kahrolası veletler.

Cumali yatağından kalkarak pencereye doğru ilerledi. Perdeyi açtı ve tülün ardından, bembeyaz olan Sümbül Sokak’a baktı. Görüntü onu sevindirmişti. Bu günün yılın son günü olduğunu hatırlayınca daha da sevindi. Ve hemen kahvaltısını hazırlamaya koyuldu.

***

O gün sabahtan akşama kadar, durmadan kar yağdı. Cumali, günün çoğunu evde geçirdi. Yalnızca biraz yemiş ve kola almak için dışarıya çıktı. Hava çok soğuk olduğundan, alışverişini yapıp hemen eve döndü. Dışarının soğukluğuna karşın evde gürül gürül sobanın yanması hoşuna gitmişti.

Cumali, arkadaşlarını arayarak hepsinin yılbaşını kutladı. Bütün gün evde oturup akşama kadar televizyon izledi. Arasıra da perdeyi aralayarak, dışarıda eğlenen çocukları seyretti.

Akşam saat sekizden sonra dışarıdan gelen çocuk sesleri kesildi. Cumali, saat 23.00′e kadar televizyon izledi ve kuruyemiş yedi. Biraz canı sıkıldı ve uyumanın daha iyi geleceğini düşünerek televizyonu kapattı. Yatağını hazırladıktan sonra yatmak üzere ışığı söndürdü. Evin içi karanlık olduğu halde dışarıdan ışık geliyordu. Büyük bir şaşkınlık içinde perdeyi araladı. Geceyarısı olduğu halde karın ışıltısı sebebiyle dışarısı gündüz gibi aydınlıktı.

Uykusunun olmadığını farkeden Cumali, televizyonu tekrar açtı. Canı yine sıkılmaya başladı. Birden aklına bir çam ağacı bulup onu süslemek geldi. Evin, yaklaşık 300 metre ilerisinde bir kaç çam topluluğu vardı. Ayrıca, etrafı aydınlatan kar, bu yolculuğu müsait kılıyordu. Cumali paltosunu giyindi, kaşgola sarındı ve soğukkanlı bir biçimde dışarı çıktı. Uzaktan çam topluluğu görülüyordu. Hava da bayağı soğuktu. Dışarı ilk çıktığında biraz titremişti; fakat esen rüzgar ve kar ona ılık geliyordu.

Sümbül sokaktaki bütün evlerin ışıkları yanıyordu, saat 24.30 olduğu halde. Anlaşılan herkes yılbaşını kutluyordu. Cumali, Sümbül sokağın başında bulunan sokak lambasının aydınlattığı kaldırıma oturdu ve rüzgarı dinlemeye koyuldu. Rüzgarın uğultusu, kendisine bir musikiyi andırdı.

Sokak lambasının olduğu alan dört sokağa bağlıydı. Buradan sokaklara teker teker bakan Cumali bu güzelliği hafızasına kazıdı. Bir müddet sonra yolculuğuna devam etti.

Cumali, çam ağaçlarına doğru ilerledikçe ev sayısı azalmakla beraber, etraf iyice ıssızlaşıyordu. Rüzgarın uğultusu artık kulağına fısıldamıyordu. Yolu yarıladığında, uzun kavak ağaçlarının oluşturduğu bir caddeye geldi. Kavak ağaçlarının biraz arkasında ıssız bir ahşap ev vardı. Görüntüsü bile ürkütücü olan bu yere kim girebilirdi. Cumali, yolun daha fazla karlı olduğu bölümlerden geçmeyi daha çok istiyordu; çünkü karın çıkardığı ses, yolu aştıkça artan korkusunu hafifletiyordu.

Bir müddet sonra toprak yol başladı. Yolun çamurluk bölümlerini geçerken ayaklarına su sızdı.

Nihayet, evden çıkışından yarım saat sonra çam ağaçlarının olduğu yere geldi. Artık çevrede ev yoktu sadece uzaktan sadece birkaç ev seçiliyordu.

Cumali ilk olarak güzel bir çam ağacı seçti. Yolculuk sırasında kendisini yoran baltasını çıkardı ve ağacı kesti. Sonra ağacın baş kısmından, yaklaşık iki metre daha kesti. Ağacı sırtına yükledi, geri dönüş başladı.

Çamurlu yoldan geçerken iyice çamura bulandı ve artık ayakkabıları çamur haline geldi. Ayakları da çamurdan nasibini aldı.

Asfalt yola geldiğinde biraz rahatladı. Yol daha düz devam edecekti. Ayakları üşümeye başlamıştı. Bir yandan sırtındaki ağaç, diğer yandan elindeki balta onu yormuştu. Elinde eldiveni yoktu ve sardığı kaşgol rüzgarın iyice sertleşmesiyle yere düşmüştü.

Evler yoğunlaşmaya başladığında, korkusu her dakika daha da arttı. Evden çıktığı anda ılık esen rüzgar, şimdi bütün gücüyle esiyor, sanki karın daha fazla soğuması için çalışıyordu. İlerlerken yolunu aydınlatan kar, şimdi onu karanlıklara itmişti.

Kavak ağaçlarının bulunduğu caddeye gelen Cumali, öteden kendisine doğru gelen birkaç tane sokak köpeğinin sesini duydu. Havlama sesleri gittikçe yaklaşıyordu. Etrafına baktı, beş dakika saklanabileceği bir yer aradı. Kavak ağaçlarının arkasında köpekler görebilirdi. O halde tek bir yer kalmıştı: Ahşap ev.

Vakit kaybetmeden ahşap eve girdi. Dış kapı o kadar çürümüş ki, Cumali’nin açmak için ittiği kapı yere serilmişti. Evin içi rutubet kokuyordu. Cumali sırtındaki ağacı bir köşeye koydu. Köpekler, evin önüne geldiler ve biraz durdular. Kırık camdan onları izleyen Cumali, köpeklerin iki dakika sonra oradan uzaklaştıklarını gördü. Biraz rahatlayarak evin koridoruna çıktı, çam ağacı ve baltayı evde bırakarak oradan ayrıldı.

Kavak ağaçlarının bittiği noktaya kadar gelen Cumali aniden karşısındaki büyük köpeği farketti. Kendisini bayılacak gibi hissetti. Köpeğin hızla koştuğunu görünce, o da köpekten kaçmaya başladı. Bir an durdu ve yerde bir kar yükseltisi gördü. Elini attığında, yükseltinin kaya parçası olduğunu anladı. Bütün gücüyle taşı sıçramak üzere olan köpeğin başına indirdi. Köpek anında öldü.

Artık, gece tam bir kâbusa dönüşmüştü. Bununla beraber yol da azalıyordu. Darca bir sokak olan Hasret Sokağı geçtikten sonra; Sümbül sokağın başındaki meydana çıkılıyordu. Bunun bilincinde olan Cumali, adımlarına biraz daha hareket kazandırdı. Hasret Sokakta bulunan evlerin bir kısmından hiç ışık gelmiyor, bir kısmı ise hâlâ yılbaşı eğlencelerini izlemeye devam ediyordu.

Saat 1.30′a geliyordu. Hasret sokaktan geçen Cumali, sokağın tam ortasında birden irkildi. Arkasında birisinin olduğunu düşündü. Adımlarını biraz daha hızlandırdı. Soluk alışları hızlanmıştı. Aniden koşmaya başladı. Hasret sokağı süratle geride bıraktıktan sonra, sokak lambasının bulunduğu alanda durmak istedi. Fakat durmak istediği yer buzul olduğundan ayağı kaydı ve süratle yere düştü. Bir sarhoş gibi temkinli olarak doğrulmaya uğraştı. Doğrulunca, cesaretini topladı ve Hasret sokağına bir göz attı; fakat birşey göremedi. Sümbül sokak karanlığa bürünmüştü. Kendi evinin sokak lambasından başka, hiçkimsenin ışığı yanmıyordu.

Cebinden anahtarı çıkarırken yerdeki kırmızılılık gözüne ilişti. Elini başına götürdü. Başı yarılmıştı. Başının, düştüğü sırada yarıldığını anladı. O zaman, o kadar korkmuştu ki başının acısını hissetmedi bile. İçeri girdiğinde sıcaklık içine işledi. Hemen paltosunu çıkardı ve sobanın yanına geçti. Başının hâlâ kanadığını, çıkan kanın sızlamasından anlıyordu. Saatler 2.00′ye gelirken Cumali banyoya, duş almak için girdi.

***

Geceyarısını çoktan geçen saatler, sabahı vurmak için acele ediyorlardı. Hasret sokağından müthiş bir rüzgar esti ve Sümbül sokağın sonuna değin etkisini gösterdi. Bu şiddetli rüzgarın etkisine dayanamayan Cumali’nin evinin sokak lambası patladı. Bununla birlikte Cumali’nin Hasret sokağında bulunan, derin karların sayesinde epey direnen ayak izleri de silindi. Tabi, bu ayak izlerini izleyen ve Sümbül sokağın başındaki meydanda aniden yokolan ayak izleri de. Bu ayak izlerinin sahibini Cumali sezmişti; fakat arkasına baktığı an geride hiçbirşey göremeyince bunun kendisinin abarttığı boş korku olduğunu zannetti. Bu izlerin bir özelliği vardı ki; Cumali’nin ayak izlerinin tam tersi şeklindeydi. Geri geri gelen bir insanın ayak izleri gibi. Fakat bu izleri yapanın geri geri gelmediğini de söyleyebilirim.

Günün aydınlanmasına yaklaşık dört saat vardı. Duştan yeni çıkan Cumali, üstünü başını kuruladı. Başı artık kanamıyordu. Fazla beklemeden hemen yattı. Fakat bir türlü uyuyamadı. Gecenin 3.30′unda dışarıdan sesler gelmeye başladı. Sesler Cemil Bey’in bahçesinden geliyordu. Işığı yakmaya cesaret edemedi. Yavaş yavaş pencerenin yanına yaklaştı. Perdeyi çok az araladı ve dışarıda çocukların kardanadam yaptıklarını gördü. Cumali şaşırdı. Ayrıca içine bir sıkıntı düştü. Birden Cemil Bey’in çalar saati çalmaya başladı. Çocuklar, kulakları çınlatan bu sesi duyunca çil yavrusu gibi dağıldılar. Cemil Bey bahçeye geldi ve homurdanmaya başladı.

- Kahrolası veletler.

Cumali, perdesinin arkasından izlediklerine bir türlü anlam veremiyordu. Sabah gördüğü olayların aynısı tekrar ediyordu. Fakat dikkatini çeken iki ayrıntı vardı. Birincisi, olaylar bu defa gece yaşanıyordu ve Cemil Bey’in çalar saati 3.35′te çalmıştı. İkincisi ise, Cemil Bey’in ağzından çıkan “Kahrolası veletler” lafının, sabahın aksine çok boğuk olarak, bozuk bir plak gibi çıkmasıydı.

Olayları titreyerek izleyen Cumali, kardan adamı dağıtan Cemil Bey’in birden kendisine baktığını gördü. Göz göze gelmişlerdi. Cumali’nin kalbi çatlarcasına atıyordu. Perdeyi kapattı ve yatağına giderek hemen yorganı üzerine çekti.

***

Gün, yavaş yavaş ağarmaya başlamıştı. Bulutlar, batıya doğru kayarken, yerlerini, doğudan doğmaya başlayan güne bırakıyordu.

Sabah 10.15 civarında, Cumali, kapının vurulmasıyla aniden yataktan fırladı. Üstü sırıl sıklam olmuştu. Gündüz olduğundan, korkmasına gerek yoktu. Soğukkanlılıkla kapıyı açınca karşısında Cemil Bey’i gördü. Onu süzmeye başladı. En çok da gözlerini süzmüştü. Cemil Bey biraz şaşkınlıkla:

- Neyin var senin. Sanki hayalet görmüş gibisin.

- Hiç birşey canım.

Biraz düşünen Cumali:

- Bugün ayın kaçı, dedi sabırsızlıkla,

- Yılın son günü.

- Hay Allah. Demek ki hepsi rüya imiş.

- Ne rüyası, dedi Cemil bey, cevap almak istemeyen bir tavır takınarak.

- Önemli değil.

- Fazla şekerin var mı Cumali. Bakkal bugün açmamış. Benim de misafirlerim var.

Cumali gözlerini ovuştura ovuştura mutfağa gitti. 1 kg şekerinin olduğunu gördü. Hepsini alıp Cemil Bey’e verdi. Cemil Bey de teşekkür edip gitti.

Dışarıda kar yağmaya devam ediyordu. Cumali, üstünü giyindi, dışarıya çıktı. Vücudunu büyük bir soğuk hava sarmıştı. Cumali, çocukların birbirine kartopu atarak, eylendiklerini gördü. Bunun üzerine:

- Hey çocuklar. Bugün Yılbaşı. Sakın Cemil Bey’in bahçesine girmeye kalkmayın.

Çocukların içinden Küçük Ahmet soluk soluğa gelerek:

- Neden Cumali Abi.

- “Kim bilir. Belki de bahçesinde -bugün için- gizemli bir şeyler vardır.” diyerek alana doğru yürümeye başladı. Gözleri evin dış lambasına takıldı. Lambanın kırılmış olduğunu görünce çocukların yaptığını zannetti. Yılbaşı olduğu için çocuklara kızmak aklından bile geçmedi.

Bugüne hazırlık yapmak amacıyla kuruyemişçiye uğradı. O gün hiç üzerinden gitmeyecek olan şaşkınlığının tesiriyle kuruyemişçiden, yemiş ve kolanın dışında 1 kilo da şeker istedi. Kuruyemişçiden çıkarken yüzünde hafif bir tebessüm vardı. Onun yüzüne bakan, bugünün güzel geçeceği duygusuna kapılabilirdi.

Tâ ki gece 24.00′e kadar.

İşyerinde Çalışıyor Gibi Görünmek

Aralık 13th, 2011 § 0 comments § permalink

İşyerinde Çalışıyor Gibi Görünmek

Ülkemizde de ilgiyle izlenen Seinfeld dizisinde George Costanza`yı canlandıran Jason Alexander, iş yerinde ”çok çalışıyor” görünmek isteyenlerin yapması gerekenleri sıraladı.
İnternet kullanıcıları arasında dolaşan kurallar listesinin ilk Maddesi ;
“Her zaman ellerinde dökümanla yürü”. Alexander`a göre, ellerinde çeşitli döküman bulunan insanlar, özellikle işverenlerin gözünde kolayca çokçalışıyor imajı çizebiliyorlar.
Jason Alexander`a göre “Çalışıyor Gözükmenin 10 Kuralı” şöyle :

Her zaman ellerinde dökümanla yürü.
Bilgisayarı meşgulmüş gibi kullan! Tabii iş yapıyorum diye e-postalarınıkontrol edebilir, sohbet edebilir, hatta sevdiğin bir arabanın özelliklerini takip edebilirsin. Eğer patron yakalarsa, “Yeni bir yazılım deniyorum” mazereti genellikle çalışır.
Masanı kalabalık tut. Çalışma Masası üzerinde ne kadar çok malzeme varsa o Masanın sahibi, iş verenlere, o kadar çok çalışkan gözükür. Bu sebeple masanızda ilgili ilgisiz her zaman bir sürü şey bulundurun.
Sesli mesaj sistemi kullan. Gün boyu seni sürekli birileri arayarak onlar içinbir şeyler yapmanı isteyecektir. En önemlisi de senin internetˊ te sörf ilegeçebilecek zamanını çalacaklar. Bu sebeple eğer mümkünse sesli mesaj sistemi kullanmak akıllıca bir çözüm olur. Hatta cihaza “Yoğun işlerim sebebiyle şu an yanıtlayamıyorum, lütfen adınızı ve Telefon unuzu bırakın,daha sonra size döneyim” mesajı yerleştirmek akıllıca bir davranış olur.
Sabırsız ve huzursuz davran. Eğer işverenlerin gözü önündeyken aceleci ve huzursuz davranırsan, patron sizin çok çalışmaktan gerilmiş olabileceğini düşünecektir.
Ofisi geç terk et. Her zaman çalıştığın yeri geç terk et. Özellikle patron oradaysa ondan önce asla çıkma. Masanda bazı magazin dergilerini ya da gazeteleri oku ama sakın erken çıkma.
Etkileyici iç geçir. Aynı ortamda birileri varken yüksek sesle iç geçirmek, evrendekilere son derece yoğun ve baskı altında olduğun mesajını verir. Patronlar buna bayılır.
Yığın stratejisini iyi uygula. Odanın kalabalık ve sürekli çalışılır bir yer olduğu mesajını vermek için sadece masanı değil, yerleri de bir şeylerle doldur. Kalın bilgisayar kitapları olabilir. Özellikle patron odaya geldiğinde üzerinde kitapların bulunduğu bir koltukta kendisine yer açmanız patronun size minnetle bakmasını sağlayacaktır.
Kendi sözlüğünü kendin yarat. Bazı teknik terimleri öğren ve bunları özellikle toplantı zamanlarında bol bol kullan. Kimse ne söylediğini anlamayabilir ama öğreneceğin bu kelimeler patronunun gözünde minnettarlık olarak sana geri dönecektir.
Patrona göndereceğin yazılara dikkat et. Örneğin burada anlattığım taktikleri arkadaşlarına gönderirken sakın patrona da gönderme!

İzmir’den Komik Anılar

Aralık 1st, 2011 § 0 comments § permalink

Cuma akşamı gecenin bir yarısı Alsancak’ta taksi arıyordum. Fakat etrafta bir tane bile yoktu.
Arabasını park etmiş yemek yiyen bir taksi şoförü gördüm. Adama yaklaşıp,

“Abi müsait misin?” dedim. O da,
“Ehliyetin var mi?” diye sordu.

Karşıyaka’ya kadar taksiyi ben kullandım, o paşa paşa yemeğini yedi. Bunu hangi ülkede
yaşayabilirsin.

***

Bir arkadaş anlattı. Geçenlerde Alsancak’ta yürürken sıkışınca McDonalds’in tuvaletine girmiş.
Tuvaletten sonra elini kolunu sallaya sallaya restorandan çıkarken elemanlardan biri arkasından
seslenmiş:

“Bir gün yemeğe de bekleriz…”

***

İzmirliler bilir, toplu taşımada Kentkart uygulaması vardır. Karta para yüklersiniz,otobüslerde
manyetik okuyucuya tutarsınız ve okuyucu okuduğuna dair sinyal sesi verir. Kentkart uygulamasının
ilk yılı idi. Yaşlı ama çok tonton bir teyze elinde Kentkartla otobüse bindi. Nedense kartı şoförün
suratına doğru tuttu (Herhalde paso gibi gösterilecek zannetti). Şoför iki-üç saniyelik şaşkınlık
periyodunu atlattıktan sonra, “Biiiiip!” dedi.

Teyze birşey olmamış gibi geçip şoförün arkasına oturdu. Otobüsteki herkes  kahkahalarla gülerken
bense şoförün zekasına hayran olmuştum.

Böylesine aşırı güzelliklerle dolu bir şehri ve insanlarını sevmemek mümkün mü?

Google Arama:

Where Am I?

You are currently browsing the Komik Anılar category at Fıkra Espri Dünyası.