lastik =)

Kasım 4th, 2011 § 0 comments § permalink

Akıl hastanesinde görev yapan doktor, hastaları muayene ederek iyileşenleri taburcu etmektedir. Yine bir gün hastalardan biri iyi görüldüğü için hastaneden çıkartılacaktır. Son kontrolü yapmak için doktor hastasına sorar:
“Oğlum dışarı çıkınca ne yapacaksın?”
Hasta:
“Doktorum, teker satacağım”
Doktor hastasının iyileştiğinden emin bir şekilde, diğer sorusunu sorar:
“Aferin oğlum. Peki tekerleri ne yapacaksın?”
Bizim hasta sapıtır:
“Doktorum tekerlerin lastiğiyle sapan yapıp milletin başını ve camları kıracağım”
Hasta bir müddet daha müşahede altında tutulur. Tekrar kontrole alınır. Aynı sorulara, yine aynı cevaplar alınır. Derken hasta yine müşahede altına alınır.Bu bir müddet böyle devam eder. Sonra hasdadaki iyileşmenin tamamlandığına kanaat getirilir. Çıkmak için son

kontrolünü yaptıran hastaya doktor sorar:
“Oğlum çıkınca ne yapacaksın?”
Hasta:
“Doktorum evleneceğim”
Doktor:
“Aferin oğlum, akıllanmışsın. Peki sonra ne yapacaksın?”
Hasta:
“Gelini odaya götürüp soyacağım.”
Doktor heyecanla:
“Peki sonra ne yapacaksın oğlum?”
Hasta:
“Doktorum, elbiselerini çıkaracağım, en sonunda donu kalır. O don var ya o don. O donun lastiğini çıkarıp, sapan yapacağım. Sonrada milletin başını, camını kıracağım.”

Google Arama:

dolunayın davranışı etkilemesi ??

Ekim 17th, 2011 § 0 comments § permalink

İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır. Hatta birçok ülkede polisler ve hastanelerin acil servis personeli, dolunay oluştuğu zaman işlenen suçların, intiharların, trafik kazalarının daha çoğaldığını, insanların renkleri görme yeteneklerinin azaldığını, sara nöbetlerinin sıklaştığını, sinir hastalarının uykusuzluktan daha çok yakındıklarını söylemektedirler ama bilim insanları bu görüşlere katılmıyorlar.

Eskilerin Ay’ın dönemlerine bağladıkları etkilerin büyük bir kısmının boş inançlar olduğu bir gerçektir. O zamanlar insanların uykularında gezinmeleri dolunay ışığı tarafından çekilmelerine bağlanıyordu. Dolunayın ışığının yatak odasından içeri girmesinin uyuyanın rüyasını etkilediğine, dolunay ile birlikte cinsel içgüdü fonksiyonlarının, insanların üremelerinin ve tarlaların bereketlerinin arttığına hatta ‘kurt adam’ efsanesine bile inanılıyordu.

Bilim insanları yine de Ay’ın evrelerinin ve özellikle dolunayın insanları etkilemesi olayına ciddiyetle yaklaşıyorlar. Ay’ın evreleri ile cinayetler, kazalar, dünyamızda oluşan kasırgaların dağılımı, magnetik alanlarda bozulma, kadınların aybaşları ve sara nöbetleri arasındaki ilişkileri yakından takip ediyorlar, devamlı istatistiki bilgi topluyorlar. Ancak kesin bir sonuca varılmış, Ay’ın evreleri ile bahsedilen olaylar arasında henüz bilimsel bir ilişki saptanmış değildir.

Yapılan bir çalışmada dolunay süresince oluşan trafik kazalarının alışılmadık bir şekilde fazla olduğu saptanmış fakat daha sonra olayların zaman aralıkları incelendiğinde çoğunun hafta sonu günlerine denk geldiği görülmüştür. Hafta sonu tatiline giderken ve dönerken sürücülerin acele etmeleri kazaların en önemli nedenidir. Yani tatil aceleciliğinin yarattığı trafik kazalarının yanında dolunayın etkisinin sözü bile edilemez.

Bilindiği gibi Ay’ın dünyada okyanuslardaki ‘gel-git’ denilen, suların alçalması ve yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzun da çoğu su olduğuna göre Ay vücudumuzu da etkileyebilir mi? Vücudumuzdaki suyun oranı, okyanuslardaki su miktarı ile kıyaslanamayacağı gibi ‘gel-git’ olayı günde iki kez oluşmaktadır. Yani Ay’ın çekim gücü insanı etkilese bile bunun sadece dolunay safhasında değil her gün olması gerekir.

Dolunay safhasında iken Ay’ın parlaklığı da pek önemli bir etken değildir, çünkü bu safhada Ay’ın dünyaya gönderdiği ışık miktarı Güneş’in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır.

Peki dolunayı bu kadar özel kılan nedir? Dolunay, Güneş Dünya’nın bir tarafında, Ay ise tam aksi tarafta aynı hizaya gelince oluşur. Bu durumda Güneş’in, Ay’ın Dünya üzerindeki etkisini arttırıp arttırmadığı da incelenmiştir. Bir miktar arttırdığı doğrudur ama Güneş o kadar uzaktadır ki bu etkileme de fazla kayda değer değildir.

Öyle görülüyor ki, her gün olan olaylar, Ay’ın dolunay safhasında da olunca sebep ona bağlanmaktadır.

Google Arama:

erkek bebeklerin mavi giymesi ??

Ekim 14th, 2011 § 0 comments § permalink

Yüzyıllarca önce insanlarda şeytani güçlerin, bebeklerin veya küçük çocukların odalarında dolaştıklarına, onların vücutlarına girmek için fırsat kolladıklarına ilişkin ortak bir inanç vardı. Ayrıca bu şeytani güçlerin, mavi renk tarafından kovulduğuna da inanılıyordu. Çünkü mavi göklerin rengi idi. Hatta bugün bile hala Ortadoğu’da şeytanı kovmak için, bazı evlerin kapıları maviye boyanmaktadır.

O zamanlarda, sülalenin devamı için, erkek bebeklerin önemi daha fazla olduğu için, şeytan korkar da gider diye, erkek bebeklerin ve küçük erkek çocukların giysilerinin mavi olması adet haline geldi ve yüzyıllar boyunca devam etti.

Çok sonraları kız bebekler de “erkek bebekler kadar önem kazanınca”, onların giysilerine de bir renk verilmesi ihtiyacı doğdu ve de çiçeklerin en güzeli olan gülün rengi, yani pembe renk verildi.

köfte (=

Ekim 13th, 2011 § 0 comments § permalink

Bir krallıkta sarayın aşçısı ölmüş; yerine alınacak aşçı için de kralın aklına bir aşçılık yarışması yapmak gelmiş; az sayıda aşçı katılmış yarışmaya ve biri seçilmiş… Kral artık sarayda yaşayacak olan yeni aşçıya ismini sormuş, aşçı sıkılmış utanmış “söyleyemem” demiş; kral da “ben senin baban sayılırım söyle” demiş; ikna olan aşçı “efendim özür dilerim ama benim ismim s.k demiş…” Kral garipsemiş ama “yapacak bir şey yok” demiş. Aynı konuşma kraliçeyle aralarında geçmiş, aşçı yine utanmış sıkılmış ve kraliçeye de “benim adım .m” demiş…

Derken koridorda prensesle karşılaşmış, o da ismini sormuş; aşçı söyleyemem demiş çok komik benim ismim, o da söylemesi konusunda ısrar etmiş, prensese de “benim adım köfte” demiş aşçı…

Bu aşçının esas niyeti ise güzel prensesi elde etmekmiş.. Neyse akşam yemeğinde aşçı bütün hünerlerini sergilemiş, menünün ana yemeği ise köfteymiş.. Prenses köfteye bayılmış, yedikçe yemiş; Kraliçe uyarmış kızını “kızım çok fazla yeme, akşam karnın ağırır”; prenses dinlememiş annesini bıkana kadar yemiş..

Gece olmuş herkes odalarına çekilmiş ve aşçı işe koyulmuş… 1. katta olan daha önceden gözetlediği prensesin odasına dalmış ve başlamış icraata; prenses hemen bağırmış “Anneee köfte karnımı ağrıtıyorrrrr” Kraliçe kızmış, “kızım ben sana demedim mi” diye söylenerek odaya gelmiş ki ne görsün; krala bağırmış hemen “beeeeeey .m kızın bacaklarının arasındaaa” Kral uyku sersemi kalkmış “ya nerde olcaktı akılsız karııııııı” Sonra kral da odaya gelmiş, kralın gelmesiyle aşçı pencereden kaçmış; tabi bahçede dizili muhafızlar varmış, hepsinin elinde kılıçlar…

Kral bağırmış “Askerlerrrrr s…. tuttt!”; hepsi tutmuş anlam veremeyerek “tuttunuz muuu” demiş, “tuttuuuuk” demişler… “Kes başını” demiş…

Google Arama:

yanlış anladı lavuk =)

Ekim 13th, 2011 § 0 comments § permalink

Acayip yakışıklı bir zenci Amerika ‘da çok lüks bir otelden içeriye girmiş. Bir elinde Bond çanta, omzunda bir papağan.
Resepsiyondan odasına çıkarken akşam yemeği için 100 kişilik yemek servisi istediğini söylemiş.
Akşam restoranın kapısından yine elinde Bond çanta, omzunda kuş, tek başına girmiş. Oturmuş yemeğini yerken, papağan masaları dolaşıp geri kalan 99 yemeği birer birer yiyip bitirmiş.
Otel personeli toplanmış, fal taşı gibi açılmış gözleriyle olayı izlerlerken şef garson dayanamamış:
- Bu nasıl iştir..?
Zenci başlamış anlatmaya:
- Bir tarihte İstanbul ‘a tatile gittim. Kapalıçarşı ‘ da gezerken eski bir lamba buldum, beğendim aldım.
Döndüğümde lambayı silip temizlerken içinden bir cin çıktı, ‘dile benden ne dilersen, 3 dilek hakkın var’ dedi.
İlk dilek olarak, bir çanta param olsun, harcadıkça içi tekrar parayla dolsun istedim, işte bu çanta, yıllardır harcarım, her açışta yine doludur.
İkinci olarak dünyanın en yakışıklı zencisi olayım dedim, işte görüyorsunuz.
Eh, bir erkek hem paralı, hem de yakışıklı olursa başka ne ister;kuşum hiç doymasın dedim, ‘yanlış anladı lavuk…’ !..

Where Am I?

You are currently browsing entries tagged with oda at Fıkra Espri Dünyası.