Kasım 17th, 2011 § § permalink
->
Kayseri`li, trende yolculuk etmekte… Karşısında oturan zatla tanışır. Dereden tepeden konuşurlarken:
-Gel seninle birbirimize bilmece soralım der.
-Önce ben sorayım; bilirsen ben sana bin lira veririm. Bilemezsen 10 bin liranı alırım. Sonra sen bana sorarsın; bilirsem 10 bin liranı alırım, bilemezsem bin lira veririm.
-Tamam, der adam, sor bakalım
-Söyle öyleyse: Üç ayaklı hayvan nerde yaşar? Öteki yolcu düşünür, bilemez:
-Al 10 bin lirayı.
Şimdi ben de sana aynı soruyu soruyorum: Üç ayaklı hayvan nerde yaşar? Kayseri`li, hiç düşünmeden, aldığı 10 bin liranın bin lirasını geri verir:
-Al şu bin lirayı. Ben de bilmiyorum.
Google Arama:
Kasım 17th, 2011 § § permalink
->
Bir kayserili ve iki çorumlu bir gün trende karşılaşır ve konuşmaya başlarlar…çorumlular derki;biz çok zekiyizdir trene bineceğimiz zaman hep bir başka çorumlu arar buluruz ve beraber bineriz trene sonra biletçi gelince ikimizde bir tuvalete girip biletçi bileti isteyince bir bilet veririz…kayserili gülmüş buna ve demiş ki;bende bi trene bineceğim zaman hemen iki tane çorumlu ararım,sonra bakarım onlar ne zaman tuvalete gidiyorsa takılırım o zaman peşlerine ve kapı kapanınca biletçi gibi gelir alırım biletlerini,bedavaya binmiş olurum…
Google Arama:
Kasım 4th, 2011 § § permalink
->
- Yeni mezun hoca ilk defa vaaz verecektir. Camiye gider ve vaaza başlar. Konuşmasının bir yerinde “gaile” (derler ki anlamında) diye bir kelime kullanır. Bu sırada cemaatten biri kalkıp yanlış olduğunu
söyler. Bunun üzerine hoca ilk söylediğini değiştirir ve
“gaele” der. Aynı adam tekrar yanlış olduğunu söyler. Hoca bu kez “gaeile” der. Aynı şahıs tekrar yanlış olduğunu söyler.
Bu bir kaç kez böyle sürüp gider. Sonunda: Hoca itiraz eden adamı çağırır ve adama:
“Bak kardeşim, tamam anladık yanlış. Ama cemaatin içinde ayıp oluyor.” diyerek cebinden bir makara ip çıkarıp, bir ucunu ayağına bağlar, öteki ucunu da adama vererek:
“Bir yanlış söylersem sen ipin ucunu çekersin, bende anlarım ve düzeltirim.”
Hocayla adam anlaşırlar. Adam yerine oturur. Hoca vaaza yeniden başlar, bir süre sonra adam ipi çeker. Öyleki her kelimede ip çekilir.
- Hoca yine dayanamayıp adamı çağırır ve makarasını alıp cebine koyarak dışarı çıkar. Bunun üzerine cemaat hocaya:
“Hocam nereye, daha vaaz bitmedi, hemin daha namaz da kılmadık.” derler.
Hoca ise sitemkar bir şekilde:
“Cemaat kusura bakmayın ipin ucu puştun elinde” der ve camiden ayrılır…
Kasım 4th, 2011 § § permalink
Yaşli bir teyze hımiktir. Yani burnundan konuşur.
Bizim hımik teyze manava gider. Çarşaflı gözünün biri dışarıda, çarşafının yarısı da dişlerinin arasında domates seçer. Bizim teyze hımik ama zekadan nasibini almış, çok uyanık.
Teyze manava aptal bir tavır ve o hımik konuşmasıyla:
“Ana gurban, bu domatesler gaça?”
Tesadüf o ya bizim manav da hımik. Bir bakar ki teyze domatesleri seçerken, domatesleri alt üst etti. Üstelik yarısı da yerde. Manav da kızgınlığının son haddiyle ve o hımik konuşmasıyla:
“Seçme anam seçme. O ne biçim domates alisin, get anam” der.
Kadıncağız da manavın kendi ağzından ettiğini zannederek ayakkabısını çıkarır ve manavın kafasına vurarak:
“Boynu devrülesice, yerişip yetmeyesin, o boyda galasın, salah. Benim gibi yaşlı garının ağzından etmeye utanmi misin.”deyince,
Manav neye uğradığını anlamadan, bir yandan feryat eder, bir yandan da derdini anlatır:
“Anam ne vurisin, gafamız gırıldı. Bende senin gibiyim da”
Ekim 17th, 2011 § § permalink
Müzik nedir? Düz biçimde konuşarak söylenebilecek bir şeyin değişik ses dalgaları ile söylenmesinden niçin hoşlanırız? Müzik niçin keyif veya tam aksi hüzün duygusu verebiliyor?
Müzik aslında ses dalgalarının, belirli kurallar içinde bir düzene sokulmasıdır. Bilindiği gibi, ses dalgalar halinde yayılır. Bir saniye içindeki dalga sayısı sesin karakterini tespit eder. Saniyede 260 dalga yapan, yani titreşen ses ‘Do’ notasıdır.
Bu şekilde 7 temel nota oluşur. Do-Re-Mi-Fa-Sol-La-Si. Son notadan sonra, Do’nun titreşim sayısının bir katı kadar titreşimde daha ince bir Do gelir ki, bu iki Do arasına bir oktav denir. İşte bu oktav, gam, akort denilen matematiksel diziler, bir çeşit dizilerek müzik oluşturulur. Ancak tüm bunlar bize, bu matematiksel diziden bihaber, Afrika yerlilerinin, dağ başındaki çobanın enfes müziğini açıklayamaz.
Aslında kültürün müzik ve bundan alınan zevk üzerinde doğrudan ilgisi vardır. Doğu müziğinde yukarıda belirtilen matematik dizilerdeki perdelerin arasında karışık gezinilme, Afrika’da baş döndürücü ritimler, Avrupa’da ise notaların ideal düzeni öne çıkar. Ancak bunlar da, değişik müzik türlerine ilgi duyan bizlerin ve müziğin hoşlanılma nedenini açıklamaya yetmez.
Müzik ve dil yetenekleri birçok yönden birbirine benzemektedir. Bilimciler insanların müzik yeteneği kazanmalarının, konuşmaya başlamaları ile aynı zamanlara denk düştüğünü ileri sürüyorlar. Konuşma yeteneği şüphesiz daha iyi bir iletişim ve yaşama şansı avantajını getirmiştir ama müziğin hangi ihtiyacı karşıladığı hala meçhul.
Bebekler anlamlı kelimelere benzer sesler çıkarmaya başlarken aynı zamanda şarkı söyler gibi mırıldanmaya da başlarlar. Uzun ve karışık cümleler kurmayı becerdikçe, daha uzun ve karışık şarkıları söyleme yetenekleri de artar. Ancak beynin konuşmaya kumanda eden kısmında hasar olan hastaların konuşamamalarına rağmen müzik yeteneklerinin devam ettiği de görülmüştür.
Son zamanlarda, beynimizde müziği algılayan bir alıcı bulunabileceği tezi ileri sürülmektedir. Eğer bir gün bu alıcı bulunsa bile, bunun niçin beynimize konulduğunun sebebi yine anlaşılamayacaktır.
Öğretilme yoluyla bir çeşit dans yapabilen veya dans olarak algılanamayacak hareketleri olan canlıları saymazsak, doğada müzik ve ritim duygusu sadece insanda vardır. Bu özelliğin nedeni ise hala tam olarak açıklanamıyor.