Nereli (=

Kasım 17th, 2011 § 0 comments § permalink

Birgün Kayseri ile Niğde sınırında ölmüş biri bulunur. İnsanlar hemen toplanıp ne yapacaklarını düşünürler.Polis adamı hangi şehre götüreceğini bilmiyordur. Ordan geçen bir Kayseri`li duruma el koyar ve şöyle der.
-Ağzını koklayın sarımsak kokuyorsa Kayseri`ye ;soğan kokuyorsa Niğde`ye götürün demiş.

Google Arama:

o melekti =)

Kasım 4th, 2011 § 0 comments § permalink

Adamın biri hanımını çok sevmektedir. Ama çok geçmeden karısı ölür. Adam hanımının ölümüne dayanamadığından dolayı Allah’a kendi canını da alması için dua eder. Adamın duası kabul olur ve adam ölür.
Gözlerini cennette açan adam hemen sevgili karısını aramaya başlar. Cenneti alt üst eder ama karısından bir iz bulamaz. Adam bunlara rağmen “O melekti” deyip” hanımını aramaya devam eder.
Bunun üzerine cehennemin kapıları açılır ve bizimki aramaya çıkar. 1. Cehennemi arar bulamaz. Sonra 2. Cehennemi aramaya başlar. Bir ara kendi kendisine dönen bir kadını görür ve yanındaki meleğe sorar:
“Bu kadın neden kendi kendine dönüyor?”
Melek:
“Bu kadın kocasını aldattığı için 2. Cehenneme vantilatör yapıldı”
Bizimki yine “o melekti, melek” diyerek aramaya devam eder. Karısını bulamadığı içinde oldukça üzgündür. Cennetlik bir insanın bu halini gören melekler adamın haline dayanamazlar ve aramaya yardım ederler.
Derken meleklerden biri gelip adama:
“Karınız 7. Cehenneme vantilatör olmuş” der.

Google Arama:

bunların biliyor muydunuz ??

Kasım 2nd, 2011 § 0 comments § permalink

* Dünya Televizyonlarında prime time’da gösterilen ilk çizgi film Tas Devriydi.

* Coca Cola piyasaya ilk cıktığiında yesil renkteydi.

* Ünlü aile oyunu borsa için Amerikan Merkez Bankasından daha cok para basılıyor.

* Erkekler daha küçük yazılmıs yazıları adınlardan daha iyi okuyor.

* Kadınlar erkeklerden daha iyi duyuyor.

* Zeki insanın saçında daha fazla cinko ve bakır bulunuyor. Dolayısıyla daha parlak oluyor.

* Dünyanın en genç ailesi 1910′da Çin’de kuruldu Erkek 8 Kız 9 yasındaydı.

* Katoliklerin lideri Papa’nın en genci 11 yasındaydı.

* Daktiloyla yazılan ilk roman Tom Sawyer’dır.

* Aralıkta diger aylardan daha fazla gebe kalınıyor.

* ABD’de bir yıl içinde sadece 2 gün profosyonel spor karsılasması oynanmıyor.

* İskambil kartlarındaki her ‘Rua tarihteki bir kralı temsil ediyor.

Maca:David, Kupa:Sarlman, Sinek: Iskender, Karo:Sezar

* Kurşun Gecirmez yelegi, yangın cıkısını, cam silecegini, lazer yazıcıyı kadınlar icad etti. Yaaa, eminim bunu bilmiyordunuz…

* Bozulmayan tek gıda maddesi baldır.

* Amerika’nın %38′i Afrika’nın %28′i bakir.

* Kapadokya’nin Güzel Atlar Diyari anlamina geldigini…

* Kendi dirseğini yalamanın imkansız olduğunu?

* Ördeğin vakvaklamasının yankı yapmadığını ve unu kimsenin açıklayamadığını?

* İdrarın zifiri karanlıkta parladığını?

* Eğer çok şiddetli hapşırırsan, kaburgalarından
birini kırabileceğini?

* Hapşırmayı engellemeye çalışırsan,başındaki veya boynundaki damarlardan birinin yırtılabileceğini ve ölebileceğini?

* Hapşırdığın sırada gözlerini açık tutmaya çalışırsan, yerlerinden fırlayabileceklerini?

* Domuzların vücut yapılarından dolayı hiçbir zaman başlarını yukarı kaldırıp gökyüzüne bakamadıklarını?

* Dünya nüfusunun %50 sinin hiç telefonla
konuşmadığını?

* Farelerin ve atların kusamadıklarını?

* 1 saat sureyle kulaklıkla birşey dinlemenin kulaktaki bakteri sayısını %700 arttırdığını?

* Çakmağın kibritten önce bulunduğunu?

* Parmak izleri gibi dil izlerinin de her insan için benzersiz olduğunu?

* Bu yazıyı okuyan insanların %75 inden fazlasının, dirseklerini yalamaya çalışacaklarını (gerçekten olmuyor di mi )

* Bir köpekbalığı 100 milyon damla deniz suyu içindeki bir damla kanı hissedebilir.

* Zürafa kulağını 53 santim uzunluğundaki dili ile temizler.

* Einstein 9 yaşına kadar düzgün konuşamamıştır. Ailesi onun özürlü olduğunu düşünmüştür.

* Kağıt para sanıldığı gibi kağıttan değil pamuktan yapılır…

neden esneriz ??

Ekim 17th, 2011 § 0 comments § permalink

Sadece uykumuz gelince mi esneriz? Esneme bulaşıcı mıdır? Aslında esnemenin ve fizyolojisinin ardında yatan gerçek hala tam olarak bilinememektedir.

Önceleri esneme, insanın yorgun olduğu zamanlarda kandaki oksijen miktarını artırmak için vücudun yaptığı bir solunum sistemi refleksi olarak düşünülüyordu. Yapılan deneylerin sonucunda, esnemenin, solunum olayına kısa bir destek verdiği, ancak onun önemli bir fonksiyonu olmadığı tespit edilmiştir.

Hem burnumuzla, hem de ağzımızla nefes alabilmemize rağmen, kapalı ağızla esnemek mümkün değildir. En çok ve sık esnemenin olduğu zaman, sabah uykudan kalkma vaktidir. Ortalama bir esneme 6 saniye sürer.

Sadece insanlar değil, kediler, kuşlar, fareler ve birçok canlı türü de esner. Ancak farklı türlerdeki bu davranış biçimi, aynı fonksiyona yönelik olabilir mi? Örneğin insanların gülme olarak yaptığı yüzdeki kas hareketi diğer bazı canlılarda korkunun ifadesi olabilmektedir.

Yapılan araştırmalarda, hayvanların daha çok dikkat gerektiren bir olayı karşılama sırasında esnedikleri, insanların ise, tersine dış uyarılarda azalma olduğunda esnedikleri saptanmıştır.

Derslerde canı sıkılan öğrencilerin değil de, canı sıkıldığı halde uyumamaya çalışanların daha çok esnedikleri gözlemlenmiştir. Bir diğer görüşe göre de, sınava girecek bir öğrencinin veya yarışa girecek bir atletin çok esnemesinin sebebi, organizmanın kendini sakinleştirmesidir.

Esneme de gülme gibi bulaşıcıdır. Esneyen kişinin yüz hatlarında meydana gelen şekillenmenin, diğer insanlar üzerinde esnemeyi teşvik edici bir etki uyandırdığı tahmin ediliyor. Yani nasıl yemek yiyen bir insanı görünce acıkırsak, onun gibi bir şey.

Esnemenin bulaşıcı olduğunu ileri süren bir görüşe göre ise ilk insanlardan kalma bir davranış olarak esnemekteyiz. İlkel atalarımız akşamları ateşin etrafında topluca otururken grubun lideri tüm dişlerini göstererek esner, oturumu kapatır, artık gecenin başladığı, herkesin sabaha kadar yatması ve hareket etmemesi gerektiği sinyalini verirdi. Grubun diğer üyeleri de esneyerek görüş birliği içinde olduklarını beyan ederlerdi.

Günümüzde bu iş için daha karışık teknolojiler kullanılıyor. Baba televizyonu uzaktan kumanda ile kapatıp koltuğundan kalkıyor. Bu nedenle günümüzde esnemenin hiçbir faydası görülmemektedir ve önümüzdeki bir milyon yıl içinde ortadan kalkacağı sanılmaktadır.

Google Arama:

nefes tutmanın sınırı ??

Ekim 17th, 2011 § 0 comments § permalink

Bir insanın nefesini tutma süresi en çok suya dalmada söz konusu olur. İnsanlar binlerce yıl denizin 30 metre altına kadar kendi ciğer güçleriyle daldılar, sünger ve inci avcılığı yaptılar. Ne var ki istedikleri kadar sağlam ve güçlü olsunlar nefeslerini tutarak su altında birkaç dakikadan fazla kalabilmeyi başaramadılar.

İnsanlar, dalgıç elbiseleri ile dalmaya 1800′lü yılların başlarında başladılar ama bu sefer de bir hortuma bağımlıydılar. Su altında tüplerle özgür ve yatay yüzebilmek 1940′lardan sonra mümkün olmuştur. Gözünü hep havaya dikmiş olan insan, uçmaya başladıktan neredeyse yarım asır sonra deniz altında tüple serbestçe yüzmeye ve bunun sonucu olarak deniz altını keşfetmeye başlamıştır.

Gerçi günümüzde tüpsüz serbest dalışta yarışmacılar 5 dakikayı aşıp, 100 metreden fazla derine inebiliyorlar ama çok özel bir teknik uygulamayı gerektiren bu süreler ve derinlikler, normal insanın nefes alma kapasitesinin arttırıldığı anlamına gelmez.

Nefes alıp verme ölüm anına kadar süren bir yaşam süresidir. Solunum durması ölüm belirtisi olarak kabul edilir. Oysa vücut oksijen almadan da bir iki dakika yaşayabilir. Bu nedenle suda boğulanlara ya da soluk borusu tıkandığı için solunumu duranlara uygulanacak yapay solunum, ölmek üzere olan kişinin yaşamını kurtarabilir.

Soluk verildiğinde ciğerlerdeki havanın tümünün boşaldığı sanılır ama ciğerlerde epey bir miktar hava kalır. İnsan kendini ne kadar zorlarsa zorlasın, her bir ciğerinde kalan havayı l ,5 litrenin altına düşüremez. İnsanlar akciğerlerini tam kapasite ile çalıştırmazlar. Her nefes alış verişte ciğerlerindeki havanın altıda birini kullanırlar dolayısıyla rezerv bir solunum güçlen vardır.

Sağlıklı, genç bir insan nefesini yaklaşık 3 dakika tutabilir. Eğitimle bu süre çok az daha uzatılabilir ama bu süreden sonra insanda şuur kaybı başlar. İşte bu sırada vücudun koruma mekanizması devreye girer ve uzun süre soluksuz kalmasına izin vermez. İnsan kendini zorlayarak morarıncaya kadar nefesini tutsa bile boğulmaz, yalnızca bayılır ve hemen o anda solunum yeniden başlar.

İnsan vücudu fazla miktarda oksijen depolayamaz. İnsanda oksijen yetersizliğini ikaz edecek sensörler de yoktur. Dağcılığa yeni başlayanlar yükseldikçe oksijenin azaldığını fenalaşmaya başlayınca anlarlar. Vücut alyuvar sayısını arttırarak yükseklerdeki oksijen azlığına alışmayı sağlar. İnsanı nefes almaya zorlayan vücuttaki oksijenin azalması değil kandaki karbondioksit oranının artmasıdır. Bu oranın artmasıyla beyindeki nefes alma mekanizması tetiklenir ve insan daha sık nefes almaya başlar.

Suya dalmadan önce derin derin nefes alanlar oksijen depoladıklarını sanırlar ama aslında vücutlarındaki karbondioksit seviyesini düşürürler. Bu sayede nefeslerini 30 saniye daha fazla tutabilirler.

Where Am I?

You are currently browsing entries tagged with insan at Fıkra Espri Dünyası.